Oca 26 2012

abant günlüğü-2

2008’in ilk ayına eklenen, bir yanı eğitime bir yanı kendime dönük bir kayıt:

O yıl, Hotmail hesabımın bir olanağından yararlanıp geçen yıl iptal edilen ve bir tür blog niteliği de taşıyan “Alan”ına notlar düşmeye başlamışım. Derken alan adı alarak bağımsız bir bloga dönüştürmüşüm… Yıllar çabucak geçmiş, bugün Elifin Günlüğü dört yıllık bir birikim oluşturmuş.(Otelde internet hizmeti ücretsiz ve şifresizdi ama ben hiç nasiplenemedim niyeyse! Doğum günü yazısı şimdilik gecikmiş ve böyle bir bilgi notu olarak kalsın artık!) devam


Oca 25 2012

abant günlüğü-1

Yarıyıl Semineri için Abant’ta dört gün… Birinci gün, bilindik birkaç hayat dersinin hakkını teslim etmekle geçti:

1.Sen plan yaparken kader kenarda kıs kıs güler.

Plan: Abant’ta seminer saatleri dışındaki uygun tüm boşlukları dışarıda göl kıyısında yürüyüş yaparak geçirmek.

Akşamüstü Büyük Abant Oteli civarında gün batımı 

devam


Oca 17 2012

soğuk bir berlin gecesi

Kendisiyle yüzleşmek yerine, dışındaki herkesle ve her şeyle hesaplaşmayı seçen, suçlamanın kolaycılığında hem kendini hem çevresindekileri tüketen bir adam… Sevgisiyle öldürmeyi başardığı(!) bir kadın… Oyunun önemli bir figürü olan oyuncak tavşancık (Benim olsun istedim.)

Temelde kıskançlığın, tutkulu, hastalıklı, takıntılı bir aşkın öldürücülüğüne odaklı olsa da bir başka ülkede kendini yabancı hissetmek veya madalyonun diğer yüzüne yazılı yabancı düşmanlığı gibi kavramlara da sıkça göndermeleri olan bir oyun izledim: Soğuk Bir Berlin Gecesi (Barış Eren). devam


Oca 16 2012

kafka’nın bebeği

Bir kitabı almaya yeterli sayılabilecek büyülü sözcüklerden biri benim için pekâlâ “Kafka” olabilir. Üniversiteli yaşlarımın vazgeçilmezlerindendi. Dost’ta Gerd Schneider imzalı Kafka’nın Bebeği’ni görünce hiç tereddüt etmedim. Almamla bir solukta okumam arasında geçen zaman da 24 saati bulmadı. devam


Oca 15 2012

güne not…

1.

Öylesine beynime düşüverenler… Aynı günde iki ölüm, iki kimlik… Alt okumalar yapılsa, övgülerin içindeki “insan”a bir yaklaşılsa ve “insanî” olanın insana yaraşır olanından dersler alınsa, aslında ne kadar mânidâr… Rauf Denktaş ve Lefter

2.

Sabah izlediğim “Ömür Dediğin” programından kulağımda kalan tanıdık bir tını:

“Bir gün bahar kışa döner
Kar düşer karın üstüne
Hoyrat girer dost bağına
Gül düşer gülün üstüne”

devam


Oca 14 2012

ne kadarsın?

Dar alanda kısa paslaşmaların kısırlığına düşmemek için arada bir yoklanası bir basit soru…

Sahiden sorması lazım kişinin kendine: Ne kadarsın?

Çalıştığın/okuduğun ortam kadar mı? O kadarla sınırlı mısın?

Yaşadığın şehir kadar mı, ülke kadar mı, dünya kadar mı? Yüklediğin anlamlar kadar mı? Ne kadarsın?

Strazburg öncesi yazmışım: Dünya Benim