<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Elifin Günlüğü</title>
	<atom:link href="http://elifingunlugu.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://elifingunlugu.net</link>
	<description>hayatın ve kitapların öğrettiği...</description>
	<lastBuildDate>Wed, 10 Mar 2010 19:08:53 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.9.1</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>st.petersburg m&#252;zesi balmumu heykel sergisi</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/03/st-petersburg-mzesi-balmumu-heykel-sergisi/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/03/st-petersburg-mzesi-balmumu-heykel-sergisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2010 15:38:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Sergi]]></category>
		<category><![CDATA[Sahne ışıkları...]]></category>
		<category><![CDATA[Antares]]></category>
		<category><![CDATA[St.Petersburg Müzesi Balmumu Heykel Sergisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/03/st-petersburg-mzesi-balmumu-heykel-sergisi/</guid>
		<description><![CDATA[Antares’te duvarları siyah örtülerle kaplanmış, sadece balmumu heykellerin ışıklandırıldığı karanlıkça bir ortamda, yaklaşık yarım saat süren bir tanıtım eşliğinde… Zaman donmuş gibi ve sanki birazdan akacak; Napolyon, ayaklarını uzattığı yerden doğrulacak; Şeyh Şamil, kitleleri önüne katacak; Lenin, şimdi konuşmaya başlayacak; Elvis Presley, şarkı söyleyecek; Atatürk, eşi Latife Hanım’la yürüyüşe çıkacak; Yunus Emre ile Fuzûlî farklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Antares’</strong>te duvarları siyah örtülerle kaplanmış, sadece balmumu heykellerin ışıklandırıldığı karanlıkça bir ortamda, yaklaşık yarım saat süren bir tanıtım eşliğinde… Zaman donmuş gibi ve sanki birazdan akacak; <strong>Napolyon</strong>, ayaklarını uzattığı yerden doğrulacak; <strong>Şeyh Şamil</strong>, kitleleri önüne katacak; <strong>Lenin</strong>, şimdi konuşmaya başlayacak; <strong>Elvis Presley</strong>, şarkı söyleyecek; <strong>Atatürk</strong>, eşi <strong>Latife Hanım</strong>’la yürüyüşe çıkacak; <strong>Yunus Emre </strong>ile <strong>Fuzûlî</strong> farklı yüzyıllardan gelip aynı şiir ırmağında yıkanacak….</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" style="display: block;" src="http://farm5.static.flickr.com/4016/4416605465_8655274224_o.jpg" alt="st.petersburg balmumu" width="221" height="318" /></p>
<p> </p>
<p><span id="more-2404"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Tanıtım bilgilerini, broşürden aynen aktarıyorum:</p>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>“900’lü yıllardan 2000&#8242;li yıllara kadar tarihte önemli izler bırakan kişilerin heykellerinden oluşan sergi, ziyaretçilere hem eğlenceli hem de öğretici bir etkinlik deneyimi yaşatıyor.</p></blockquote>
<blockquote style="text-align: justify;"><p>Sergide; Atatürk&#8217;ün 1935yılındaTBMM&#8217;de kürsüdeki konuşma sırasında duruşu, Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Latife Hanım, Mimar Sinan, Yunus Emre, İbn-i Sina, Farabi, Fuzuli, Cengizhan,Timurlenk, Atilla, Alparslan, Kont Kaliostra, Sati Kazanova, Baron Munchausen, I Katarina, I Peter, II Katerina, Çar II Aleksandr, 15. Louis, Markiza de Pompadour, Lenin, Karl Marks, Gorbaçov, Boris Yeltsin, Brejnev, Elvis Presley, Dostoyevski,Terminator-3&#8242;teki haliyle Arnold Schwarzenegger, Şeyh Şamil, Beatles Grubu üyeleri, Farabi, Napolyon, Leonardo da Vinci, &#8220;Korkunç Ivan&#8221; ve &#8220;Deli Petro&#8221; diye bilinen Rus Çarları, Hürrem Sultan, gerçekte erkek olduğu halde hayatının son 35 yılını kadın kıyafetleri ile geçiren Fransız ajanı D&#8217;eon, Osman Gazi, Kemal Sunal ve Levent Kırca gibi ünlü kişilere ait heykeller yer alıyor.</p>
<p>Sergi, Hitler&#8217;in balmumu heykelini, Stalin&#8217;in balmumu heykeliyle buluşturması açısından da ilk olma özelliği taşıyor.</p>
<p>Sergide ilk olma özelliği taşıyan bir başka nokta ise dünyada ilk kez, kişiye özel kalıp çıkarılıp balmumundan el ve ayak heykellerinin yapılabilmesi. Ayrıca malzemesi polyesterden yapılan kişiye özel el heykellerinden abajur da yapılabiliyor.”</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Tanıtımı yapan genç kızın sunumu ilgimi çekti ama olması gereken, örnek bir performans olarak değil… Çok ciddiydi, sunduğu bilgiye hakimdi ve hatta arada bir benim dayanamayıp, onu gülümsetmeye dönük tek tük tümcelerime de gülümsedi… Buraya kadar iyi… Kötü olan şu ki bence o da yapmamalı: Her heykelin başına geçtiği anda, o heykelin temsil ettiği kişi hakkında tarihten sözlüye kalkmış bir öğrenci ciddiyetine bürünüyor; tek düze ve hiç teklemeden anlatıyor ve çok duygusuz, kimliksiz bir sunum yapıyor. Marks’ı anlatırken de, Kemal Sunal’ı anlatırken de, “geyik muhabbeti”nin çıkış öyküsünü anlatırken de ses, tonlama, duruş, jest, mimik hiç değişmiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilmem ki, belki bu da bir başarıdır; belki hep aynı şeyleri anlatmanın getirdiği mekanikliktir. Ama öyle olsa, öğretmenlerin işi ne zor olurdu. Ola ki bir gün yolu bu sayfaya düşerse, ona önerim, güzel yüzüne gülümsemenin çok yakışacağıdır ve strateji değiştirerek, konuklarının verdiği ipuçlarını değerlendirerek yeni anlatım yolları denemesidir. Mesla, biz iki kişiydik, ilkokul öğrencisi yeğenim ve ben… Yalancı Baron’un öyküsü, yeğenime göre de anlatılabilirdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Girişin hemen yanında, duvar dibine çömelmiş bir elektrikçi vardı. Onca tanıdık ismin arasında, bir de çalışan sıradan insanların örneği olarak düşünülmüş diye içimden geçirmiştim. Değilmiş. Aslında, heykeller daha geniş salonlarda sergilendiğinde, o elektrikçi vatandaş heykeli, diğerlerinden daha uzakta bir yere konumlandırılıyormuş. Çok da sahici durduğu için, birçok insan, ona yer sorabiliyor, kolaylık dileyebiliyormuş :)</p>
<p style="text-align: justify;">Ankara’da olup da yolu bir şekilde Etlik’e düşenlere, Antares AVM’deki bu sergiyi öneririm.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong><em>Not: Birgül Hanım&#8217;ın yorumundaki linke tıkladım ve sergiye ait güzel fotoğraflar gördüm. Bir de çok şirin bir bebekle karşılaştım, &#8220;kelebek olma yolunda bir kurtçuk&#8221;muş:)</em></strong></p>
<p style="text-align: justify;">Fotoğraflar ş<strong><a href="http://findikkurdubetul.blogspot.com/2010/03/kulturume-kultur-kattm.html" target="_blank">urada</a></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/03/st-petersburg-mzesi-balmumu-heykel-sergisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>iyi ki doğdu(n)&#8230;</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/03/iyi-ki-dogdun/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/03/iyi-ki-dogdun/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 21:37:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Hayatın öğrettiği]]></category>
		<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/03/iyi-ki-dogdun/</guid>
		<description><![CDATA[8 Mart’ın bendeki öncelikli karşılığı, bitanecik kızımın doğum günü olmasıdır. O, bu blogda daha çok “ÖSS bebesi” olarak yer aldı. Bir günlüğüne de “doğum günü bebesi” oluversin, artık… (Aramızdaki anlaşma gereği, kendisini,  beş yaşından sonraki haliyle Elifin Günlüğü’ne konu etmem yasak:) Özel hayat diye “bişi” varmış. Olsun… Ben doğduğu andan başlayarak adına tuttuğumuz defterleri karıştımayı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">8 Mart’ın bendeki öncelikli karşılığı, bitanecik kızımın doğum günü olmasıdır. O, bu blogda daha çok “ÖSS bebesi” olarak yer aldı. Bir günlüğüne de “doğum günü bebesi” oluversin, artık… <em>(Aramızdaki anlaşma gereği, kendisini,  beş yaşından sonraki haliyle Elifin Günlüğü’ne konu etmem yasak:) Özel hayat diye “bişi” varmış. Olsun… Ben doğduğu andan başlayarak adına tuttuğumuz defterleri karıştımayı da çok seviyorum.)<span id="more-2402"></span></em>Minicikken de şimdiki gibi incecikti. Demek ki kızdırmak istemişim:</p>
<blockquote><p>“-Sen çirozsun, Pınar palamut.<br />
-Palamut yenir mi?<br />
-Evet yenir. Çiroz, sıska, kuru; ipe asılıyor. Palamut, tombiş, güzel yeniyor.<br />
-Demek sen beni ipe asacaksın. Pınar’ı yiyeceksin.”</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Hadi bakalım; bu çıkarımla, <strong>a</strong>(dana), <strong>b</strong>(olu), <strong>c</strong>(eyhan), <strong>d</strong>(enizli), <strong>e</strong>(dirne) seçeneklerinden geçerek, Ankara’da düşünü kurduğun üniversiteye doğru yol aldığın, uzuuuuun, sağlıklı, dopdolu bir hayat, sana&#8230; :)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/03/iyi-ki-dogdun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sanal ama gerçek…</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/03/sanal-ama-gerek/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/03/sanal-ama-gerek/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Mar 2010 06:57:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Bilgisayarla imtihan]]></category>
		<category><![CDATA[> Sevgili günlük]]></category>
		<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>
		<category><![CDATA[Blog Ödülleri]]></category>
		<category><![CDATA[Burak Arıkan]]></category>
		<category><![CDATA[Eray Endeş]]></category>
		<category><![CDATA[fikir atölyesi]]></category>
		<category><![CDATA[Güneşin Tam İçinde]]></category>
		<category><![CDATA[Süleyman Sönmez]]></category>
		<category><![CDATA[Sunipeyk]]></category>
		<category><![CDATA[Tunç Kılınç]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/03/sanal-ama-gerek/</guid>
		<description><![CDATA[Geçen yıl Blog Ödülleri için Ankara’dan kalkıp Fenerbahçe Parkı’ndaki etkinlik salonuna gittiğimde tanıdığım kimse yoktu. Çıktığımda, kendimi tanıttığım tek kişi de Burak Arıkan’dı; çünkü, sunumunu çok beğenmiştim ve konuşmak istemiştim. Derviş edalı “eyvallah”ını ve alçak gönüllü halini unutmuyorum. Bir de hemen önümde oturan Yakuter’le Hasan Yalçın bana tanıdıktı; elbette, ben onlara değil:)Salonda hazırlıklar vardı, Eray [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Geçen yıl Blog Ödülleri için Ankara’dan kalkıp Fenerbahçe Parkı’ndaki etkinlik salonuna gittiğimde tanıdığım kimse yoktu. Çıktığımda, kendimi tanıttığım tek kişi de <strong>Burak Arıkan</strong>’dı; çünkü, sunumunu çok beğenmiştim ve konuşmak istemiştim. Derviş edalı “<em>eyvallah</em>”ını ve alçak gönüllü halini unutmuyorum. Bir de hemen önümde oturan <strong>Yakuter</strong>’le <strong>Hasan Yalçın</strong> bana tanıdıktı; elbette, ben onlara değil:)<span id="more-2306"></span>Salonda hazırlıklar vardı, <strong>Eray Endeş</strong> ve ekibinin organizasyonu ve Slumdog Millionaire’in müziği… Sonra doldu; ödül aşamasında, netten bildiğim birçok isme ödül alanına çağrıldıkça baktım. <strong>Güneşin Tam İçinde</strong>’nin mütevazı <strong>Süleyman Sönmez</strong>’i, <strong>Fikir Atölyesi</strong>’nin sanırım siteye ilişkin beğenimi ilettiğim ve yanıt maili aldığımda nedense şaşırdığım <strong>Tunç Kılınç</strong>’ı <em>(ödül için değil, özel bir armağanı birine vermek için mikrofon başına geçmişti)</em>, Eray Bey’in <em>“Yine adını söylemiyor, o Sunipeyk”</em> mealindeki çağrısıyla <strong>Sunipeyk</strong>…</p>
<p style="text-align: justify;">O gün hepsi benim için birer yazıları okunur internet figüründen ibaretti. Bugün, bir şekilde iletişim kurduğum, “insan”ı hissettiğim, düşüncelerine dokunabildiğim, ne dediklerini merak ettiğim ve izlediğim kişiler, onlar ve daha birçokları…</p>
<p style="text-align: justify;">Teşekkür ederim Sunipeyk, Elifin Günlüğü’ne ilişkin tanıtımınız için… Gerçekten içimden geçen duygunun en yalın ve içten karşılığı “sıfatsız” bir teşekkürdür:) <em>(Sunipeyk&#8217;in yazısı </em><strong><a href="http://www.sunipeyk.com/elifin-gunlugu/" target="_blank">şurada</a></strong><em>&#8230;)</em></p>
<p style="text-align: justify;">Beni yıllar önce “Database” programıyla tanıştıran kardeşime dün dediğim gibi, ben bilgisayarın bilgiyi işleme  olanaklarını çok sevdim. Bir de kazandırdığı güzel düşünce dostluklarını…</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/03/sanal-ama-gerek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>teşekk&#252;r&#8230;</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/03/tesekkr/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/03/tesekkr/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 05 Mar 2010 22:09:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve kitaplar...]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Kongar]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi'nin Sandukası]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/03/tesekkr/</guid>
		<description><![CDATA[Hocaefendi’nin Sandukası’yla ilgili blog notum için bir mail aldım. Emre Kongar imzalıydı; kısa, anlamlı ve değerli bir maildi. Teşekkür yazmak için bir iki gün bekledim; çünkü, açıkçası inanıp inanmamakta tereddüt ettim.Dün bir yanıt maili gönderdim ve tereddütümü de ilettim. Bugün bir mail daha aldım kendisinden. Gülümsedim, mutlu oldum. Bu da saygımı da içeren alenî teşekkürüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>Hocaefendi’nin Sandukası</strong>’yla ilgili blog notum için bir mail aldım. <strong>Emre Kongar</strong> imzalıydı; kısa, anlamlı ve değerli bir maildi. Teşekkür yazmak için bir iki gün bekledim; çünkü, açıkçası inanıp inanmamakta tereddüt ettim.Dün bir yanıt maili gönderdim ve tereddütümü de ilettim. Bugün bir mail daha aldım kendisinden. Gülümsedim, mutlu oldum. Bu da saygımı da içeren alenî teşekkürüm olsun… <span id="more-2278"></span>Ne de olsa,</p>
<p style="text-align: justify;">“<em>Marifet iltifata tabidir/ Müşterisiz meta zayidir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Şımarıklık yapayım; keşke, o yazının yorum bölümüne düşülmüş bir not olsaydı… <em>(İletişim formu üzerinden gelen mailleri, gönderenlerin kişisel tercihleri olarak algıladığım için, bazen blog açısından çok çok hoşuma gitse de buraya taşıyamıyorum.)</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/03/tesekkr/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>melekler toplantısı…</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/03/melekler-toplantisi/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/03/melekler-toplantisi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 19:12:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Hayatın öğrettiği]]></category>
		<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/03/melekler-toplantisi/</guid>
		<description><![CDATA[78 yaşında bir pamuk nine… Anadolu müslümanlığı denen anlayışın, ta 13.yyılın erenlerinden, Hacı Bektaş’tan, Mevlânâ’dan, Yunus’tan, hatta Nasreddin Hoca’dan gelen bir huzuru, dinginliği, bilgeliği kendi zamanına taşıyabilmiş, dopdolu, capcanlı bir güzel ihtiyar… Onun yanında, insan inançsız olsa bile inanası gelir…

“Kara donlu Beytullah”, meleklerin toplantısı, 28 peygamberin ruhu derken, o kadar inandığı bir dünyanın diliyle ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>78 yaşında bir pamuk nine… Anadolu müslümanlığı denen anlayışın, ta 13.yyılın erenlerinden, <strong>Hacı Bektaş</strong>’tan, <strong>Mevlânâ</strong>’dan, <strong>Yunus</strong>’tan, hatta <strong>Nasreddin Hoca</strong>’dan gelen bir huzuru, dinginliği, bilgeliği kendi zamanına taşıyabilmiş, dopdolu, capcanlı bir güzel ihtiyar… Onun yanında, insan inançsız olsa bile inanası gelir…</p>
<p><span id="more-2151"></span></p>
<p>“Kara donlu Beytullah”, meleklerin toplantısı, 28 peygamberin ruhu derken, o kadar inandığı bir dünyanın diliyle ve daha önemlisi, inancıyla konuşuyor ki… O kadar şiir şiir, masal masal anlatıyor ki…</p>
<p>Kızı öğretmen… Tatlı bir çekişme ile, öyküleri yeniden kurguluyorlar. Pamuk ninenin masalsı anlatımıyla güzelleşen ayrıntılara, kızının itirazları gerçeğin katılığında… Her söze bir fizikî açıklaması var kızının. Beri yanda annemle ben gülerek dinliyoruz. Ben ninenin tarafını tutuyorum çok açık bir biçimde ve içtenlikle diyorum ki:</p>
<p><em>“Bırakın bu saatten sonra, Zeliha Nine, inandığı biçimde devam etsin. Onun gerçeklere ihtiyacı yok ki… Manevî bir derinliğe sığınıyor ve kalpten anlatıyor. Ona ne, Kâbe çevresindeki projektörlerin yansımalarında algılanan görüntülerden… Ona, Kâbe üzerindeki melekler toplantısı lazım şimdi ve bırakın öyle kalsın…”</em></p>
<p>Yıllar önce, çocuk edebiyatı denince akla gelen ilk isimlerden birine, <strong>Mustafa Ruhi Şirin’</strong>e, küçücük kızımın, mesela yağmurun nasıl yağdığını bildiğini söylemiştim de kestirmeden ağzımın payını almıştım:</p>
<p>“<em>-Şimdi o bilgilere ihtiyacı yok. Bırakın bir süre daha bulutlara, yağmura dair hayalleri olsun.</em>”</p>
<p>Galiba, çocukların ve yaşlıların hayallerinden masumu yok. Bizimkilerin arkasında en azından, gerçekleştirme planları oluyor çoğu kez. Onlarınki ise, hayatlarının ta kendisi…</p>
<p>Pamuk nine ile annem, aynı gün hastaneye yattılar ve iki gün arayla ameliyat oldular. Bu hafta birkaç akşam, hastane odasında, dörtlü muhabbetle geçti. Hastanenin kendine özgü ortamına dair bir şey yazmak istemiyorum. Bana o günlerden, o pamuk nine kalacak gibi:) Bir de bitanecik annemi bir daha öyle görmek istemiyorum tabii, her daim iyi olsun….</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/03/melekler-toplantisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>hocaefendi&#8217;nin sandukası (emre kongar)</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/02/hocaefendinin-sandukasi-emre-kongar/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/02/hocaefendinin-sandukasi-emre-kongar/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Feb 2010 11:18:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Roman, öykü]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve kitaplar...]]></category>
		<category><![CDATA[Arslan Kaynardağ]]></category>
		<category><![CDATA[Elif Kitabevi]]></category>
		<category><![CDATA[Emre Kongar]]></category>
		<category><![CDATA[Hocaefendi'nin Sandukası]]></category>
		<category><![CDATA[İhsan Doğramacı]]></category>
		<category><![CDATA[postmodern roman]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/02/hocaefendinin-sandukasi-emre-kongar/</guid>
		<description><![CDATA[Öğrenciler İhsan Doğramacı’nın öldüğünü söylediklerinde, “Bilkent’in kurucusuymuş.” dediler. Ben İhsan Doğramacı adını duyduğumda, YÖK’ün kurucusuydu. Ne çok tepki vardı etrafında…
YÖK’le birlikte, değişik nedenlerle üniversiteden ayrılan ya da uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında Emre Kongar da vardı. Kongar, Doğramacı’ya karşı tepkisini yazıları dışında,  ironik bir romanla da ortaya koyunca, epey yankı uyandırmıştı.“Gerçeklerle ilgisi yoktur.” mealindeki iç kapak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öğrenciler <strong>İhsan Doğramacı’</strong>nın öldüğünü söylediklerinde, “Bilkent’in kurucusuymuş.” dediler. Ben İhsan Doğramacı adını duyduğumda, YÖK’ün kurucusuydu. Ne çok tepki vardı etrafında…</p>
<p style="text-align: justify;">YÖK’le birlikte, değişik nedenlerle üniversiteden ayrılan ya da uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında <strong>Emre Kongar</strong> da vardı. <span id="more-2134"></span>Kongar, Doğramacı’ya karşı tepkisini yazıları dışında,  ironik bir romanla da ortaya koyunca, epey yankı uyandırmıştı.“Gerçeklerle ilgisi yoktur.” mealindeki iç kapak bilgisi inkar etse(!) de…</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Bu satırlardan itibaren karşılacağınız tek ve biricik gerçek, romanın kendi gerçeğidir. Romandaki bütün isim, cisim, kişi ve olaylar, (hatta bu satırlar bile) uydurmadır.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Kitap kahramanlarından birinin adı <strong>Giftos Karpentiye</strong> idi ve bu İhsan Doğramacı’nın adına karşılık geliyordu. Ama tabii, anlatılan o değildi:)</p>
<p style="text-align: justify;"> </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Hocaefendi’nin Sandukası </strong>(1989) adını taşıyan roman, yayınlandığı dönemde iyice popülerleşen postmodern çizgide yazılmıştı. Polisiye, farklı yazı-çizi ögelerinin montajı, bulunmuş yazma, gerçekle-kurgunun iç içeliği gibi birçok ayrıntıyla biçimlendirilmiş bir kitaptı. Arka kapak tanıtımı da bu anlayışa uygun bir çağrıydı aslında:</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Cinayet, aşk, serüven, esrar. İslâm, Egzistansiyalizm, diyalektik. Medrese öğrencilerinin kurduğu gizli örgüt. İşkence ve entrika. Rakamların sırrı. Bütün bunlar, ünlü bilim adamı Emre Kongar’ın tarihsel roman biçiminde kaleme aldığı toplumsal eleştiri alegorisinin ögeleri…”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Güya, 1968 yılında bir gün, E.K.’nın yolu, <strong>Arslan Kaynardağ’</strong>ın ünlü <strong>Elif Kitabevi’</strong>ne <em>(İstanbul’a bir gidişimde, taşrada ününü çok duyduğum için Sahaflar’da merakla gidip gördüğüm kitapçı dükkanı…) </em>düşer. Aslan Bey, onu <strong>Umberto Echo</strong> ve <strong>Orhan Pamuk’</strong>la tanıştırır… Güya, o gün onlar, burada buldukları iki el yazmasından hareketle roman yazmışlar ve <strong>Gülün Adı</strong> ile <strong>Sessiz Ev</strong> böyle ortaya çıkmış… Güya, o gün, E.K.’nın eline de bir yazma geçmiş.. Çünkü bir gece önce, birileri, Elif Kitabevi’nin önüne bir kutu bırakmış; içinde bir dolu yazma varmış :) Güya, o zamanlar 16 yaşında olan Pamuk, E.K.’ya medrese öğrencilerinden söz eden bir yazma göstermiş ve ilgisini çekebileceğini söylemiş…</p>
<p style="text-align: justify;">Yazma, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki gizli bir öğrenci örgütlenmesinden söz ediyormuş…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve olaylar başlar… Kongar’ın yerden yere vurduğu bir Doğramacı portresi, olayların akışında yerini alır.</p>
<p style="text-align: justify;">Yıllar önce okuduğum bir romandı. Ekranda, Doğramacı’nın ölümüne ilişkin bir haberi dinlerken hatırladıklarımdır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/02/hocaefendinin-sandukasi-emre-kongar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>performans, yaptığınızdır; potansiyel, yapabilecekleriniz&#8230;</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/02/performans-yaptiginizdir-potansiyel-yapabilecekleriniz/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/02/performans-yaptiginizdir-potansiyel-yapabilecekleriniz/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 27 Feb 2010 16:19:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>
		<category><![CDATA[David McClelland]]></category>
		<category><![CDATA[performans değerlendirme]]></category>
		<category><![CDATA[Uğur Zel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/02/performans-yaptiginizdir-potansiyel-yapabilecekleriniz/</guid>
		<description><![CDATA[&#8220;Her insan bir dünyadır, her yürek bir karakutu”(Mevlânâ)
Performans değerlendirme ile ilgili üç saati aşkın bir sunum vardı bugün. Okul etkinliğiydi. Doç.Dr.Uğur Zel’i dinledik. Esprili, dolu, kitleyi avucunda tutan güçlü bir yanı vardı. Sunum da görseller de iyiydi; başka türlü o üç saat zor geçerdi. Yukarıdaki söz de sunumdan…
Ne öğrendim? Açıkçası, benim yapımda, zaman zaman hayatı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>&#8220;Her insan bir dünyadır, her yürek bir karakutu”(Mevlânâ)</p></blockquote>
<p>Performans değerlendirme ile ilgili üç saati aşkın bir sunum vardı bugün. Okul etkinliğiydi. <strong><a href="http://www.ugurzel.com/" target="_blank">Doç.Dr.Uğur Zel</a></strong>’i dinledik. Esprili, dolu, kitleyi avucunda tutan güçlü bir yanı vardı. Sunum da görseller de iyiydi; başka türlü o üç saat zor geçerdi. Yukarıdaki söz de sunumdan…<span id="more-2131"></span></p>
<p>Ne öğrendim? Açıkçası, benim yapımda, zaman zaman hayatı ıskalarcasına işine gömülen kişiler için, o ipuçlarını bilmek gerekmeyebilirdi de…</p>
<p>Sıkça geçen “güçlü yönler” bahsinde, iş verimliliği açısından önemli bir ölçüt olan, işi ve zamanı planlayıp, iyi bir iş akışında yol alma açısından sınıf geçmişliğim çoktur. İnandığım bir kurum kimliğine hizmet ediyorum; bu da yaptığım işe bağlılığımı artıran bir etken… vs. vs.</p>
<p>Dinlerken hep düşündüğüm bir şeyi yazmak isterim şimdi. Zaten mayanızda olan bir şeyin, ölçülebilir hale getirilip, maddeleştirilmesi ve yeterlilik düzeyinizin denetlenmesi, bazen performansınızı olumsuz yönde bile etkileyebilir. Ben, çok farklı bir noktadan, özellikle etik değerler konusunda öğretmen adayı öğrencilerime çok söylerdim: İyi, dürüst ve erdemli bir insan olmam için benim dışarıdan dayatılacak etik ilkelere ihtiyacım yok. Hiçbir maddeyle de iyiliğimin, erdemlerimin hizaya sokulmasını istemiyorum :)</p>
<p>Uğur Zel’in ilk sorusu, <em>“Neden Çalışırız?”</em> idi. Kendim için içimden geçen ilk ve tek yanıt, “<em>kendimi gerçekleştirmek” </em>oldu. Yansıda sunduğu <strong>David McClelland</strong>’in “üç temel ihtiyaç” listesindeki ilk maddeye uyuyor bence:</p>
<p>“1. Başarı ihtiyacı,<br />
2.Güç Kazanma ihtiyacı,<br />
3.Sosyal ilişki ihtiyacı.”</p>
<p>Diğer notlarım, “insan kaynakları”yla ilgili kaynaklarda bulunabilecek bilgilerden ve kendi okuluma ait tutumlardan oluşuyor. Geçiyorum.</p>
<p>Unutmadan, bir alanda “yetkin” oluşun açılımı da vardı sunumda:</p>
<p>Yetkinlik=  ilgi + deneyim + kişilik özellikleri + yetenek + bilgi</p>
<p>Dille ilgili ince bir ayrıntı güzeldi: İtiraza başlarken “ancak” yerine, “bununla beraber” dememizi önerdi. İkincisinin olumluluk zemini var çünkü… İşimiz daha kolay olabilir:)</p>
<p>Uğur Zel’in formül tümcelerinden birini başlık yaptım:</p>
<p><em>“Performans, şu ana kadar neler yaptığınızdır; potansiyel, şimdi ve gelecekte neler yapabileceğinizdir.”</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/02/performans-yaptiginizdir-potansiyel-yapabilecekleriniz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>rab şeytana dedi ki&#8230;</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/02/rab-seytana-dedi-ki/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/02/rab-seytana-dedi-ki/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 21:03:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Müzikal]]></category>
		<category><![CDATA[> Tiyatro]]></category>
		<category><![CDATA[Sahne ışıkları...]]></category>
		<category><![CDATA[Bozkurt Kuruç]]></category>
		<category><![CDATA[Cem İdiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eyüp Peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[Nihat Asyalı]]></category>
		<category><![CDATA[Sishyphos Efsanesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/02/rab-seytana-dedi-ki/</guid>
		<description><![CDATA[“Eyüp mü, Sishyphos mu?”
Ateşten Şeytan’ın çamurdan Adem’e karşı durduğu, Tanrı&#8217;ya boyun eğmeye karşı çıktığı ve bunun gerekçelerini kâh sözle, kâh şarkıyla, kâh dansla anlattığı bir müzikal izledim bu akşam. Cesur bir oyundu; çünkü, Şeytan’ı merkeze alan, öylesine akıp giden bir şeyleri sarsan ve Şeytan aracılığıyla, insana ikide bir “kafam karıştı” dedirten, böylece alternatif kapıları yoklatan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<blockquote><p>“Eyüp mü, Sishyphos mu?”</p></blockquote>
<p style="text-align: justify;">Ateşten Şeytan’ın çamurdan Adem’e karşı durduğu, Tanrı&#8217;ya boyun eğmeye karşı çıktığı ve bunun gerekçelerini kâh sözle, kâh şarkıyla, kâh dansla anlattığı bir müzikal izledim bu akşam. Cesur bir oyundu; çünkü, Şeytan’ı merkeze alan, öylesine akıp giden bir şeyleri sarsan ve Şeytan aracılığıyla, insana ikide bir <em>“kafam karıştı”</em> dedirten, böylece alternatif kapıları yoklatan bir oyundu.<span id="more-2120"></span></p>
<p><img style="display: block; float: none; margin-left: auto; margin-right: auto;" src="http://farm5.static.flickr.com/4063/4390773794_462c94f3da_o.jpg" alt="sishyphos" width="448" height="298" /></p>
<p style="text-align: justify;">Şeytan çoktanrılı inancın temel tanrılarından Zeus’la bahse girmişti. <strong>Sishyphos</strong>’u başkaldırısından vazgeçirtecekti. Bunun yolunu devreye bir kadın sokmakta buldu. Şeytan, tek tanrılı inancın tanrısıyla da bahse girmişti. <strong>Eyüp Peygamber</strong>in sabrını kıracak ve boyun eğmekten vazgeçirtecekti. İki çabasında da önce kazanır gibi olur sonra kaybeder! Kadın, Sishyphos’tan etkilenerek duygularına yenik düşer gibi olursa da eşine döner. Sishyphos, boyun eğerse, kendisi olmaktan çıkacağını düşünür. Eyüp, <em>“Allah’ın hikmetinden sual olunmaz.</em>” noktasında kalır.</p>
<p style="text-align: justify;">Şeytan, <em>“Yenildim.” </em>dese de kazanandı oyunda. Çünkü, trajedinin temel hareket noktalarından biri kullanılmış gibiydi. Trajedilerde, töreye, inançlara başkaldırı yoktur ve kazara olursa ağır bedeller ödetilir kahramana. Böylece görünüşte töreler, yasalar, inançlar kazanmış olur; oysa, oyun ne diyecekse, diyeceğini demiş olur sonuçta.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu oyunda da aynen böyle oldu. Şeytan/İblis/Lucifer, ne Eyüp’ü sabırla sınanan Allah inancından alıkoyabildi; ne Sishyphos’u Zeus’a başkaldırısından vazgeçirebildi. Görünüşte, Tanrı karşısında yenilmişti. Ancak, Sishyphos’un bir sorusu vardı ve müzikalin en güçlü iletilerinden biriydi: Boyun eğdiği zaman kendisi olabilecek miydi?</p>
<p style="text-align: justify;">Son sahnelerdeki soru ise, aslında oyunun yanıtından başka bir şey değildi: “Eyüp mü, Sishyphos mu?”</p>
<p style="text-align: justify;">Bazı kalıplar korunmuştu: Şeytanın, absurd kılık kıyafeti, omzundaki gitarı ve uzun saçlarıyla “asi” bir genç kılığında çizilmesi… İşbirlikçisinin kadın olması… Erkeğe açılan kapının yine kadından geçmesi… </p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Nihat Asyalı’</strong>nın yazdığı, müziklerini <strong>Cem İdiz’</strong>in yaptığı, <strong>Prof.Dr.M.Bozkurt Kuruç</strong>&#8216;un yönettiği oyuna ilişkin ayrıntılı bilgiler <strong><a href="http://www.devtiyatro.gov.tr/web/oyunlar/oyun0946.html" target="_blank">şurada</a>.</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/02/rab-seytana-dedi-ki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>sishyphos efsanesi…</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/02/sishyphos-efsanesi/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/02/sishyphos-efsanesi/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Feb 2010 17:03:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Hayatın öğrettiği]]></category>
		<category><![CDATA[> Şiir]]></category>
		<category><![CDATA[Derkenar...]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarlar ve kitaplar...]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/02/sishyphos-efsanesi/</guid>
		<description><![CDATA[Yok, Sishyphos efsanesi/söyleni üzerine bir yazı değil bu; bende Sishyphos efsanesiyle özdeşleşmiş bir kitaplık ve kitap okuma dönemi ile ilgili…
Babamın iyi bir kütüphanesi vardı; bütün klasikleri bu kitaplıkla tanıdım ve okudum. Lise bitti. Üniversite öğrencisiyken başka birinin/bir ağabeyin/edebiyat öğretmeninin/babamın arkadaşının kitaplığıyla tanıştım. Aile gezmesine gittiğimizde, resmen dadandığım, bir dolu kitabı ödünç almadan ayrılmadığım o kitaplıkla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yok, <strong>Sishyphos efsanesi/söyleni</strong> üzerine bir yazı değil bu; bende Sishyphos efsanesiyle özdeşleşmiş bir kitaplık ve kitap okuma dönemi ile ilgili…</p>
<p style="text-align: justify;">Babamın iyi bir kütüphanesi vardı; bütün klasikleri bu kitaplıkla tanıdım ve okudum. Lise bitti. Üniversite öğrencisiyken başka birinin/bir ağabeyin/edebiyat öğretmeninin/babamın arkadaşının kitaplığıyla tanıştım. <span id="more-2113"></span>Aile gezmesine gittiğimizde, resmen dadandığım, bir dolu kitabı ödünç almadan ayrılmadığım o kitaplıkla da 20.yüzyılın bütün klasiklerini tanıdım diyebilirim. Varoluşçu yazarları, yapısalcıları, modernizmin izini sürdüğüm bir dünyaydı… <strong>Kafka’</strong>yı, <strong>Camus</strong>’yü, <strong>Sartre’</strong>ı hatmettiğim zamanlar&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Albert Camus</strong>’nün <strong>Sishyphos Söyleni</strong>’nden çok etkilenmiştim o zaman. Aklımda babamların aile sohbetlerinden uzakta, dalıp gittiğim o okumalardan en çok, bir bu kitap bir de <strong>Çernişevski’</strong>nin <strong>Nasıl Yapmalı?</strong> kitabı kalmıştı.   Bir yanıyla da ironik bir ikili aslında… Bir bitmez döngüde, dağın tepesine çıkarılan ve hep yuvarlanıp işi başa alan Sishyphos’un çilesi bir yanda… Bir döngüyü kırmak için, “nasıl yapmalı?” sorusuna bir yanıt arayıp çözüm kapısını açan diğer kitap diğer yanda…</p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle de Sishyphos Söyleni, tam bir özdeşleyim oldu yıllar içinde. Birazdan izlemeye gideceğim oyunda da varmış. Bu yazı o çağrışımla yazıldı zaten. Hatırlama bu kadar… “Hayatın öğrettiği” kontejanından değilse de “hayatıma katılan zenginlikler” kontenjanından düşülmüş bir not olsun bu da… Şimdi, <strong>Rab Şeytan’a Dedi ki</strong> oyununa gidebilirim. Dönünce de yazarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/02/sishyphos-efsanesi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>türkçeyi hissediyorum</title>
		<link>http://elifingunlugu.net/2010/02/turkceyi-hissediyorum/</link>
		<comments>http://elifingunlugu.net/2010/02/turkceyi-hissediyorum/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Feb 2010 19:40:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>elifin günlüğü</dc:creator>
				<category><![CDATA[> Öğretirken öğrenmek]]></category>
		<category><![CDATA["Fransızcayı Anlıyorum Türkçeyi Hissediyorum"]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://elifingunlugu.net/2010/02/turkceyi-hissediyorum/</guid>
		<description><![CDATA[Zaman zaman sözünü ettiğim proje iyice biçimlendi.
“Fransızcayı Anlıyorum, Türkçeyi Hissediyorum” başlığını verdiğimiz ve her yıl, Fransızca yerine bir başka ülke dilinin olmasını hedefleyerek yola çıktığımız proje blog’u şurada… Blog kendisini yeterince anlattığı için buraya başkaca bir şey eklememe gerek yok. Kısa hikâyesi, &#8220;Proje Günlüğü&#8221;nde; açıklaması, &#8220;Proje İçeriği&#8221;nde&#8230;
(Logodaki fotoğraf, okulumuzun “kültür merkezi”nin girişi…)
Umarım gerçekten uzun soluklu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Zaman zaman sözünü ettiğim proje iyice biçimlendi.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>“Fransızcayı Anlıyorum, Türkçeyi Hissediyorum”</strong> başlığını verdiğimiz ve her yıl, Fransızca yerine bir başka ülke dilinin olmasını hedefleyerek yola çıktığımız proje blog’u <a href="http://turkceyihissediyorum.blogspot.com/" target="_blank"><strong>şurada</strong></a>… Blog kendisini yeterince anlattığı için buraya başkaca bir şey eklememe gerek yok. Kısa hikâyesi, &#8220;Proje Günlüğü&#8221;nde; açıklaması, &#8220;Proje İçeriği&#8221;nde&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;"><img class="aligncenter" src="http://lh4.ggpht.com/_jgPSq20QNok/S4GDFwXjjNI/AAAAAAAAAJE/KtspwbWYEzk/s400/projelogoinvent.jpg" alt="" width="400" height="95" />(Logodaki fotoğraf, okulumuzun “kültür merkezi”nin girişi…)</p>
<p style="text-align: justify;">Umarım gerçekten uzun soluklu bir çalışma olur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://elifingunlugu.net/2010/02/turkceyi-hissediyorum/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
