Ara 18 2009

dil düşüncenin evidir (alain)

Bir çalışma için, düşünme biçiminin ve değişen değerlerin dildeki izine dair örnekler toparlarken, Ali Ulvi Elöve’nin Çocuklarımıza Şiirler kitabından yararlanmamak olmazdı. 1912’de yazdığı, Çocuklarımıza Neşideler, 1959’da Çocuklarımıza Şiirler başlığıyla yeniden basılmıştı. 2003’te “’Çocuklarımıza Neşideler’den ‘Çocuklarımıza Şiirler’e Değişen Değerlerin Dildeki İzleri” başlığıyla hazırladığım bir çalışmada bu iki kitabın, daha doğrusu, bir kitabın Cumhuriyet öncesi ve sonrası versiyonunun karşılaştırması vardı.(Türk Dünyası Araştırmaları,Nr.144) devam


Eki 26 2009

dilde pandemi

Yabancı sözcükler dile nasıl girer?

Hayat bastırır…

Son bir birbuçuk yıl, bize resesyon diye bir terim öğretti. Ekonomik durgunluğun ne olduğunu gayet iyi öğrenirken, resesyon’u da sözcük dağarcığımıza katıvermiş olduk.

Şimdi yeni bir sözcüğümüz var; çünkü yeni ve bir başka zorlu gündemin ortasına düştük: Pandemik… Salgın hastalık ya da hastalığın kitlelere yayılma hızını belirten bir terim olarak, artık bu sözcük de sıradanlaşacak gibi… (Halbuki ben, Influenza H1N1 demeyi tercih edip, domuz gribi ifadesine karşı olduğunu belirten ve bu hastalık hakkında bizi aydınlatan okulumuzun doktorunu dinlerken, ikide bir “pandemi” demesine fena takılmıştım. Daha televizyonlardan kulağıma çalınmamıştı demek ki.)

Pandemi ne yazık ki sözcükler için de geçerli…


Eyl 28 2009

dil bayramı dolayısıyla

26 Eylül,  Dolmabahçe Sarayı’nda, 1932’de toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı’nın açılış günüdür. Bu güne, aynı zamanda, toplumda dil bilinci oluşturmak, mümkünse geliştirmek üzere, Dil Bayramı olarak simgesel bir değer  yüklenmiştir. TDK Başkanı Prof.Dr.Şükrü Haluk Akalın, 77.yıl konuşmasında, Dil Bayramı’nın okullarda da kutlanmasını önerdi.

Benim çalıştığım okulda Dil Bayramı’nın özel bir önemi var ve her yıl kutlanıyor. Bu yıl tatile denk geldiği için pazartesiye bıraktığımız kutlamada konuğumuz, Ankara Üniversitesi’nden Prof.Dr.İclâl Ergenç oldu. Öğrencilerle, dil, dil edinimi, dil ve düşünce üzerine görüşlerini paylaştı. Ergenç’in konuşmasından önce, Dr.M Fatih Alkayış’ın Orhun Yazıtları’nın bulunuş öyküsünü senaryo biçiminde yazdığı kısa bir metin canlandırıldı.

devam


Eyl 21 2009

face’ine baktın mı?

Sayende… “Sen”li konuşunca mesafeler kalkıyor; mesafeler kalkınca samimiyet artıyor; samimiyet olunca da aşağıdaki türden, sanki de sadece bana yazılmış(!) izlenimi veren bir istekte bulunulabiliyor:)

Sayende artık arkadaşlarının çoğu Facebook’ta. xxxxx adresini kullanarak xxxxx’deki kişileri aktar ve bağlan.”

Hem de benim sayemde… Hadi ya! Benim niye haberim yok ki…

Maalesef aktaramayacağım. Sevgili face’im(!), arkadaşlarım bana kalsın, olmaz mı? Sana blog kaynaklı önerilerin onayları yetsin şimdilik… Samimi olmak ne kadar kolay değil mi; hepi topu bir “sen”lik mesafe…


Eyl 19 2009

ne varsa dilde saklı…

Dilin değiştiren, dönüştüren ve aslında herkesçe gayet iyi bilinen gücüne, güncelden iki örnek… Yorum gerektirmeyen cinsten:

İlki, malum cinayetin, neredeyse tüm haber kanallarında aynı tümcelerle aktarıldığı şu metinde olduğu gibi:

Avukat Kaya, Cem’i gördüğü anı şöyle anlattı: “Aklımdan geçen ilk şu oldu: ‘Gazetelerde yazılan televizyonlarda her gün gördüğümüz Cem bu mu?’ Kısa boylu, çelimsiz bir çocuktu. Cinayeti bu çocuk mu işlemişti? Çocuk çok üzgündü. Titriyordu. Tedirgindi. Ağzından çıkan ilk kelimeler, ‘Babamın tutuklanmasına çok üzüldüm. Benim yüzümden annem ve babam perişan’ oldu.”
Avukatın sürekli “çocuk, çelimsiz, titriyordu” gibi ifadeler kullanması psikolojik bir etki yaratma çabası olarak algılandı. (Hürriyet,18 Eylül 2009)

(Metnin sahibi Hürriyet’in editörlerinden biri mi; yoksa, tüm editörler aynı sözcüklerle aynı yorumu mu yapıyor? Anlayamadım!! Ortada haber etiği açısından bir sorun var sanki… Ama yorum doğru…)

devam