Eyl 22 2009

karanlık çökerken neredeydiniz (mario levi)

Bir kenti sahiplenme… Bir ülkenin yurttaşı olabilme ve aidiyet… Geçmişe, lise çağlarının en riyasız arkadaşlık ilişkilerine dönerek, “yarın” için bir grup hayatı yeniden bir araya getirme… Bir oyunu yeniden oynama…

Mario Levi, Karanlık Çökerken Neredeydiniz? romanında, tüm bunları birbiri içinde eriterek anlatmış. Dili de içeriği de yoğun bir roman. Öyle akıp gitmiyor sayfalar ama dil engel olduğundan değil; tam tersine, dil çektiğinden, kısa vurucu tahlillerde öylece kalıverildiğinden…

inci

devam


Eyl 15 2009

üslûb-ı beyân…

Mario Levi’nin Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanının ilk bölümü, bir topluma ve bir kente ait olma duygusunu değişik yönleriyle ve ince ince işleyen dikkate değer bir metin içeriyor. İzak, hem kendi penceresinden, hem öteki pencereden görünenleri, bağırmadan, usul usul okurun beynine akan yalın tümcelerle anlatıyor; azınlıktan bir vatandaşın ait olduğu topluma karşı aidiyet duygusunun düzeyi ve toplumun o vatandaşı ne kadar kendine ait saydığı gibi ince, derin meseleler bunlar…

Benim daha romanın başlarındayken günlüğüme taşımak istediğim ayrıntı ise, bu sosyolojik durumun dilde kendine bulduğu karşılık…

devam


Eyl 13 2009

callisto (torsten krol)

Callisto, 11 Eylül’den sonraki Amerikan algısı üzerinden, algılar ve algı yönetimini bir de mizahın gücüyle işleyen, ilginç bir ironik roman… İmge Tan’ın çevirisiyle Türkçe ilk baskı, Nisan 2009’da yapılmış.

Doğru ya da yanlış, kendi içinde tutarlı bir düzenek oluşturduğunuzda, her şeyi ama her şeyi düzeneğin içinde yeniden yorumlamak hiç de zor olmaz. Düzeneğin hammaddesinin ne olduğu önemli değildir; renkler, sayılar, resimler, burçlar vs. (Bir programda adamın biri –hatunun biri de olabilir- bilmiş bilmiş “insanın pin kodu” üstüne konuşmuştu. Garipti. İnsanın pin kodlarını bildiniz mi tamamdır; her bir şey çözülmüş demektir.)

Callisto’da algı daha kahramandan başlayarak insanı şaşırtıyor. 21-22 yaşındaki Odell Deefus, 1.90’lık heybetli bir adam ama bir çocuk kitabı olarak bilinen Yavru Geyik’i 16. kez okumaktan bıkmayacak kadar saf bir yanı var. Adı ilk anda bir zenciyi çağrıştırıyor ama beyaz bir Amerikalı… (Bildiğim Yavru Geyik’se filmini izlemiştim; konusu aynı çünkü.)

                        Callisto2        Callisto1

                       Her iki kitap kapağındaki paniklemiş tavuk, 11 Eylül sonrasının paniğe yenik düşmüş tüm duygu
                       durumlarına ve düşünme biçimlerine ince bir gönderme gibi görünmekte.

devam


Ağu 13 2009

yenişehir’de bir öğle vakti

Sevgi Soysal’ın adıyla özdeşleşen romanı Yenişehir’de Bir Öğle Vakti, farklı toplumsal konum ve mesleklerdeki bir grup insanın, bir öğle vakti, Yenişehir’de kesişen hayatları üzerine kuruludur…

Her kahramanın öyküsü, kendi içinde bağımsız bir alt başlıkta anlatıldığı için, sadece başlıklardan bile, kişi adlarına ve kişisel öncelikleri hakkında bir ön bilgiye ulaşmak mümkündür:

“Tezgahtar Ahmet Büyük Mağaza’nın Bodrumunda Başarısızlığa Uğruyor”
(Çünkü sevgili, anlık gönül eğlendirmenin eğlencesi olmaya yanaşmaz. Ahmet sinirlenerek gittiği Büyük Mağaza’nın girişinde Hatice Hanım’a çarpar.)

“Hatice Hanım Haklarını Savunuyor.”
(Öğretmen emeklisi ve titiz Hatice Hanım, Büyük Mağaza’da satıcının kendisiyle gereğince ilgilenmemiş olmasına zaten öfkelidir. Üstüne, mağaza kapısında adamın biriyle  çarpışmak, onu iyice sinirlendirir. Tam o sırada, mağazaya girmekte olan Necip Bey’i de tanıdığı halde, bu öfkeyle fark etmemiş ve selamlamamıştır.)

sevgisoysal

(Sevgi Soysal, Ankara Kız Lisesi’nde)

devam


Ağu 3 2009

meyyâle (hıfzı topuz)

Meyyâle, 1998’de yayınlandığında, belki sadece bir dönemin romanı gibi düşünülmüştü. Hıfzı Topuz’un, gerçek bir kişi çevresinde, Tanzimat ve II.Abdülhamit yıllarına ait olayları aktardığı, hatta yorumladığı  bir kitaptı. Etkisi geniş oldu. Bu sayede, tarihî romanlara karşı özel bir ilgi uyandı ve başka gerçek kişiler üzerinden başka gerçek öyküler anlatılmaya başlandı.

Meyyâle, Hıfzı Topuz’un anneannesinin annesidir. Rusya’dan kaçarak İstanbul’a gelen göçmenlerden birinin çocuğu iken, saraya alınmış ve tümden kaderi değişmiştir. Başlıkta adı geçmesine rağmen, romanda ona ayrılan bölüm aslında çok azdır ve parça parçadır. Şehzade Abdülaziz’in çocuğuna arkadaş olmak üzere, anne Pertevniyal Kadınefendi tarafından, sonra adı Çeşmidil olarak değiştirilecek bir başka kız çocuğuyla birlikte saraya getirilmiştir.

devam


Tem 30 2009

tolstoy bir “blogger” olsa…

Tolstoy, ilkgençlik döneminden başlayarak günlük tutmuş, hayatının son dönemine kadar da bu alışkanlığından vazgeçmemiş…

Blogdan ötürü üye olduğum ve zaman zaman forum sohbetlerine laf yetiştirdiğim sitedeki blogcuların çoğu 19-25 yaş aralığında. Onların forumlara yansıyan gündemlerinde, KPSS kaygıları, blogları üzerine beklentileri, eğitime ilişkin söyleyecek sözleri, duygu durumları var ve dahi çokça da geyikleri…

Tolstoy, onlara eş bir yaşta, günlüğüne bir not düşmüş. Bugün bir blog sahibi olsaydı, o yaşın gündemlerinden biri Tolstoy için şu olacakmış:

tolstoy

devam