Ağu
15
2010
Ankara’nın sıcağına inat, Çamlıdere’de Çamkoru’da sarı çamların arasında, rüzgârı, hatta göreceli olarak serinliği yaşadığımız bir 10 kilometrelik yürüyüş daha… Geçen haftaki yürüyüşten farkı, gözlerimin daha bir yeşille yıkanması… Bu haftanın Penguen’inde ağaçlar dolayısıyla ormanı göremeyen bir “ayı” vardı; ben ağaçlara rağmen ormanı gördüm, kokusuyla birlikte yaşadım ve yaşadığımı hissettim:) Çok güzel bir doğa manzarasının içinde adım adım kayboluş…
Bu kez, notlarım fotoğrafların altında: devam
Eki
21
2009
Altı Haftada Altı Dans Dersi, bir romantik komedi örneği… “İzleyin, pişman olmayacaksınız.” ön bilgisiyle gittim, pişman olmadım; ama, mesela son izlediğim Kerbela kadar da etkilenmedim açıkçası…
Oyunun ritmik bir akışı vardı: Her yeni gün, yaşlı ve yalnız kadının kapısının çalınışıyla başlar; kadınla dans öğretmeni arasında tatlı bir çekişme içinde yüzleşmeler yaşanır; devam
Eki
10
2009
Dün akşam, Çayyolu’nda müzikal olarak sahnelenen Kerbela’yı izledim. Tam bir şiir, müzik, renk ve efekt şöleniydi…
Duman ve özellikle ışık efektleriyle sağlanan atmosferi açıkçası anlatmak yetmeyecek, görüp sahnenin bir parçası olmak lazım. Özellikle bir sahnede ışık, ışık değildi artık; İslamiyet’in yüklediği derinlikle, tam anlamıyla “nur”du. Hz.Ali’nin cenazesi başında oğulları Hasan ve Hüseyin vardı. devam