Nis
16
2011
Zülfü Livaneli’nin Serenad’ı okul yolunda ve hastane koridorunda neredeyse tamamlamak üzere olduğum, öneren arkadaşlarımın söylediği üzere “su gibi okunan bir roman”…
Başbakanın Strazburg’daki konuşmasında bir Fransız parlamentere dönük olarak söylediği “Türkiye’ye Fransız!” sözünün üzerine, o parlamenterin gazetelere yansıyan geçmişine dönük hikayesinden bir Kadıköy, Ermeni kimliği ve “tehcir” kavramı çıkınca, Serenad’dan bazı satırları hatırladım. Livaneli’nin romanı sonra yayınlansaydı, durumdan ilham almış derdim.
devam
Eyl
22
2009
Bir kenti sahiplenme… Bir ülkenin yurttaşı olabilme ve aidiyet… Geçmişe, lise çağlarının en riyasız arkadaşlık ilişkilerine dönerek, “yarın” için bir grup hayatı yeniden bir araya getirme… Bir oyunu yeniden oynama…
Mario Levi, Karanlık Çökerken Neredeydiniz? romanında, tüm bunları birbiri içinde eriterek anlatmış. Dili de içeriği de yoğun bir roman. Öyle akıp gitmiyor sayfalar ama dil engel olduğundan değil; tam tersine, dil çektiğinden, kısa vurucu tahlillerde öylece kalıverildiğinden…

devam
Eyl
15
2009
Mario Levi’nin Karanlık Çökerken Neredeydiniz romanının ilk bölümü, bir topluma ve bir kente ait olma duygusunu değişik yönleriyle ve ince ince işleyen dikkate değer bir metin içeriyor. İzak, hem kendi penceresinden, hem öteki pencereden görünenleri, bağırmadan, usul usul okurun beynine akan yalın tümcelerle anlatıyor; azınlıktan bir vatandaşın ait olduğu topluma karşı aidiyet duygusunun düzeyi ve toplumun o vatandaşı ne kadar kendine ait saydığı gibi ince, derin meseleler bunlar…
Benim daha romanın başlarındayken günlüğüme taşımak istediğim ayrıntı ise, bu sosyolojik durumun dilde kendine bulduğu karşılık…
devam