Nis 7 2012

“bu da geçer…”

Benim arkadaşım olabileceğinizi hissettiğim/ anladığım günü sizle ve zümreyle birkaç kez paylaşmıştım ama bir kayıt da burada olsun istedim. Öğretim üyeliğinden lise öğretmenliğine evrilirken devrilmek üzere olduğum o acayip günlerde, çok çok sessizlikler içinde, bir gün, zümre odasında sadece ikimiz vardık; bir de kocaman bir sessizlik… Sessizliği siz kırmıştınız. Yalın ama benim için her daim anlamlı, o an bir dolu gerçekliğe karşılk gelen yalın bir gerçekliği hatırlatmıştınız: “Bu da geçer yahu!”  (Buraya da bu kadar yazmak yetsin değil mi? Değil mi ki hâlâ geçerlidir.)

Birlikte göreve başladık, birlikte uzakta durmayı seçerek genel fotoğrafı okuduk, birlikte öğrencilerimizi konuştuk. Bazen ben size ağladım. Çokça sizin “stand up”larınızla katıla katıla güldüm. (Elbette en birincisi “Dede Korkut doğaçlamanızdır.)

Şu öğüt sizden gelmiş: Zekâsız kuvvet….

Şu, doğrudan sizsiniz: Kimse bilmez…

Arkadaşımsınız ve iyi ki arkadaşımsınız “sevgili öğretmenim”…

Doğum gününüz kutlu olsun… Tüm sevdiklerinizle bir arada, sağlıkla, huzurla…


Mar 12 2010

hayatın naif yüzü

“Meclis-i erbâb-ı dil bir lahza sensiz olmasın
Hürmetin inkâr eden alemde hürmet bulmasın”(Nef’î)

Yaşta yol aldıkça bazı sevinçler anlamını yitiriyor sanıyorsunuz; ama ille de “var böyle bir sevinç” vurgusu yapan bir beyit, bir kart, bir kitap vs. telefonda ulaşan bir ses, hatta yepyeni bir telefonla karşınıza çıkılınca, tüm yaşlarınız geriye gidebiliyor… devam