Eki 26 2009

dilde pandemi

Yabancı sözcükler dile nasıl girer?

Hayat bastırır…

Son bir birbuçuk yıl, bize resesyon diye bir terim öğretti. Ekonomik durgunluğun ne olduğunu gayet iyi öğrenirken, resesyon’u da sözcük dağarcığımıza katıvermiş olduk.

Şimdi yeni bir sözcüğümüz var; çünkü yeni ve bir başka zorlu gündemin ortasına düştük: Pandemik… Salgın hastalık ya da hastalığın kitlelere yayılma hızını belirten bir terim olarak, artık bu sözcük de sıradanlaşacak gibi… (Halbuki ben, Influenza H1N1 demeyi tercih edip, domuz gribi ifadesine karşı olduğunu belirten ve bu hastalık hakkında bizi aydınlatan okulumuzun doktorunu dinlerken, ikide bir “pandemi” demesine fena takılmıştım. Daha televizyonlardan kulağıma çalınmamıştı demek ki.)

Pandemi ne yazık ki sözcükler için de geçerli…


Eyl 19 2009

ne varsa dilde saklı…

Dilin değiştiren, dönüştüren ve aslında herkesçe gayet iyi bilinen gücüne, güncelden iki örnek… Yorum gerektirmeyen cinsten:

İlki, malum cinayetin, neredeyse tüm haber kanallarında aynı tümcelerle aktarıldığı şu metinde olduğu gibi:

Avukat Kaya, Cem’i gördüğü anı şöyle anlattı: “Aklımdan geçen ilk şu oldu: ‘Gazetelerde yazılan televizyonlarda her gün gördüğümüz Cem bu mu?’ Kısa boylu, çelimsiz bir çocuktu. Cinayeti bu çocuk mu işlemişti? Çocuk çok üzgündü. Titriyordu. Tedirgindi. Ağzından çıkan ilk kelimeler, ‘Babamın tutuklanmasına çok üzüldüm. Benim yüzümden annem ve babam perişan’ oldu.”
Avukatın sürekli “çocuk, çelimsiz, titriyordu” gibi ifadeler kullanması psikolojik bir etki yaratma çabası olarak algılandı. (Hürriyet,18 Eylül 2009)

(Metnin sahibi Hürriyet’in editörlerinden biri mi; yoksa, tüm editörler aynı sözcüklerle aynı yorumu mu yapıyor? Anlayamadım!! Ortada haber etiği açısından bir sorun var sanki… Ama yorum doğru…)

devam