Tem
18
2009
Bir Milyon Kalem sitesini, “Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı” kampanyası dolayısıyla tanımıştım. Kendi “blog keyfi“me de bu tanımanın bana kalan duygusu olarak, “Zaman zaman, benimle aynı dili konuşan insanlara ulaşmamı sağladığı için blogumu daha bir seviyorum; aynı duyarlıktaki insanlarla aramda köprü olabildiği için, interneti de…” diye de not düşmüştüm. Dün siteden bir mail geldi, soruların özel ad gerektirenlerini pas geçerek yanıtladım. Bugün sitede kendimle karşılaşınca, yine o yabancılık duygusu…
devam
Tem
14
2009
Zengin olmayı isterim tabi, mesela kuzey ülkelerinden birinde harika bir kuzey ışığı (northernlight aurora borealis) şöleni izleyebilmek için… Ama “10 adımda…” türü kitapların izinden oralara ne kadar gidilebilir kestiremiyorum.
Digitalage’nin son sayısının ekinde İnternet Zenginleri (Scott Fox) kitabı vardı. Alt başlık daha vurgulayıcı: Online Zenginlerin Kolay Para Kazanma Sırları. Aslında Secret kitabı, online olan olmayan herkesin “zengin olacağım” diye tutturursa, bu emellerine mutlaka ulaşacaklarını yazmamış mıydı?
İlk dikkatimi çeken başlık, sadece kullanılan sözcükten ötürü, “‘İhtiras’ İş Modeli Yönetimi”… Disiplinli ve sonuç odaklı bir çalışma yöntemim var da “ihtiras”ı eksik… devam
Tem
13
2009

Ayşe Arman ve onun gibi yazanlar kategorisinde yer alan yazarların çoğu, aslında internetin bir köşesinde değil de gazetenin bir köşesinde, fena halde “blog” tutuyorlar. Tersi de olabilir; ben aslında bir köşe yazarıyım da farkında değilim.
Günlük dediğin, kısa aralıklarla bir deftere atılan çentiklerdir. Klasik olanında, “sevgili günlük” tadında iç dökmeler vardır ama yine klasik olanında kategorilendirilmiş, etiketlendirilmiş ve yoruma açılmış bölümler yoktur. Köşe yazısı dediğin de bir gazetede “güncel”in yorumlandığı metinlerdir. Bunun klasik olanında, güncel, önceleri geniş kitlelerin gündemiydi; sonra sonra, kişisel gündemler eğilimi başladı.Tam da bu nedenle, günümüzün “bir kısım” köşe yazısı ile “bir kısım” blog yazısı aynı noktada birleşebiliyor. devam