Eki 22 2009

bir milyon kalem’le…

Geçen yıldan ve sadece mail üzerinden yürüyen bir tanışıklık, sonunda, bu blogdaki bazı yazıları Bir Milyon Kalem bünyesinde de yayınlama sözüne dönüştü. Kerbela oyunuyla ilgili metni sitenin sayfasına yükledim.  “Uzağa Giden Kadın” Şebnem Hanım’la, aynı şehirde ama tanışmadan; aynı platformda ve bazen benzeşse de genelde hayatın farklı renklerini bloga taşırken selamlaşmaya devam… Umarım güzel bir iletişim kanalı olur.


Tem 30 2009

tolstoy bir “blogger” olsa…

Tolstoy, ilkgençlik döneminden başlayarak günlük tutmuş, hayatının son dönemine kadar da bu alışkanlığından vazgeçmemiş…

Blogdan ötürü üye olduğum ve zaman zaman forum sohbetlerine laf yetiştirdiğim sitedeki blogcuların çoğu 19-25 yaş aralığında. Onların forumlara yansıyan gündemlerinde, KPSS kaygıları, blogları üzerine beklentileri, eğitime ilişkin söyleyecek sözleri, duygu durumları var ve dahi çokça da geyikleri…

Tolstoy, onlara eş bir yaşta, günlüğüne bir not düşmüş. Bugün bir blog sahibi olsaydı, o yaşın gündemlerinden biri Tolstoy için şu olacakmış:

tolstoy

devam


Tem 19 2009

“code is poetry”

WordPress’in site içeriğinden önce, romantik sloganı dikkatimi çekti: “Code is poetry”…

Emek emek kodlara dökülerek işlenen bir site projesinin, aslında bir insanın düşüncesindeki “form” ve duygusundaki “güzel” olduğu düşünülürse, çok da doğru bir tanımlama… O site, kodu üretenin rüyasıdır, tarayıcının yorumlayarak görünür kıldığı “benzersiz ve ilk” haliyle şiirdir. Özneldir, yazana özgüdür. devam


Tem 18 2009

okyanusta bir gemi…

Bir Milyon Kalem sitesini, “Her Çocuğun Bir Masalı Olmalı” kampanyası dolayısıyla tanımıştım. Kendi “blog keyfi“me de bu tanımanın bana kalan duygusu olarak, “Zaman zaman, benimle aynı dili konuşan insanlara ulaşmamı sağladığı için blogumu daha bir seviyorum; aynı duyarlıktaki insanlarla aramda köprü olabildiği için, interneti de…” diye de not düşmüştüm. Dün siteden bir mail geldi, soruların özel ad gerektirenlerini pas geçerek yanıtladım. Bugün sitede kendimle karşılaşınca, yine o yabancılık duygusu…

devam


Tem 14 2009

“internet zenginleri”

Zengin olmayı isterim tabi, mesela kuzey ülkelerinden birinde harika bir kuzey ışığı (northernlight aurora borealis) şöleni izleyebilmek için… Ama “10 adımda…”  türü kitapların izinden oralara ne kadar gidilebilir kestiremiyorum.

Digitalage’nin son sayısının ekinde İnternet Zenginleri (Scott Fox) kitabı vardı. Alt başlık daha vurgulayıcı: Online Zenginlerin Kolay Para Kazanma Sırları. Aslında Secret kitabı, online olan olmayan herkesin “zengin olacağım” diye tutturursa, bu emellerine mutlaka ulaşacaklarını yazmamış mıydı?

İlk dikkatimi çeken başlık, sadece kullanılan sözcükten ötürü, “‘İhtiras’ İş Modeli Yönetimi”… Disiplinli ve sonuç odaklı bir çalışma yöntemim var da “ihtiras”ı eksik… devam


Tem 13 2009

köşe yazarı,blogger ve “münip bey’in günlüğü”

Ayşe Arman ve onun gibi yazanlar kategorisinde yer alan yazarların çoğu, aslında internetin bir köşesinde değil de gazetenin bir köşesinde, fena halde “blog” tutuyorlar. Tersi de olabilir; ben aslında bir köşe yazarıyım da farkında değilim.

Günlük dediğin, kısa aralıklarla bir deftere atılan çentiklerdir. Klasik olanında, “sevgili günlük” tadında iç dökmeler vardır ama yine klasik olanında kategorilendirilmiş, etiketlendirilmiş ve yoruma açılmış bölümler yoktur. Köşe yazısı dediğin de bir gazetede “güncel”in yorumlandığı metinlerdir. Bunun klasik olanında, güncel, önceleri geniş kitlelerin gündemiydi; sonra sonra, kişisel gündemler eğilimi başladı.Tam da bu nedenle, günümüzün “bir kısım” köşe yazısı ile “bir kısım” blog yazısı aynı noktada birleşebiliyor. devam