blogger hatunlar
Muhabbet Kralı’nın bu gece “blogger kadınlar”ı konuk ettiğini öğrenince uykusuzluğu göze aldım (Perşembe gecesi). Okan Bayülgen’in uykusuzluk sınırıyla benim sınırım arasında hayli fark olsa da aslolan kendi gerçekliğim olduğuna göre! Konuklardan en iyi bildiğim Devletşah’tı. Diğerleri (Miapost, Çok Gezenler Kulübü, İconjane vb.) muhtemelen ilgi alanı farklılığıyla çok da ilgimi çekmedi.
Bloglara ayrılan zaman ve blogların maddi getirisi hepsine soruldu. Belli düzeyde para kazandıklarını belirttiler. Bu konuda en nazlıları Devletşah’tı. Ben de hiçbir şekilde reklam kabul etmeyenler takımından biri sıfatıyla en iyi onu anladım. Aslında insanın emeğinin maddi bir getirisi olması da fena değil elbette. Bana önerilen iki reklam türüne de içim ısınmadı diyelim. Birincisi, bir tür “fikrimühim” olarak size gönderilen ürünlere dair olumlu tanıtım yazıları kaleme almak ki blog yazma amacıma da -hadi kimseleri incitmemek için yuvarlayayım- yapıma da pek uymadığı için hiç işim olmadı. İkincisi yine para ödemeli basbayağı reklam yayınlama önerileri grubuna giriyor. Onlardan da sanki blogum özelliğini yitirir gibi geliyor diye uzak durdum.. Şimdilik böyle iyi… Böyle ben… Bu haliyle reklam niyetine bloguma tek yakıştırdığım ürün grubu, kitaplar…
Kendilerine ve bloglarına zaman ayırmaya ilişkin sorulara verdikleri yanıtlarda, program konuklarının bu noktada benden daha şanslı olduklarını gördüm. Yoğun çalışma zemini bazen eli kolu bağlayabiliyor. Kitap okumayı blogun merkezine alan biri için, o okumalar aksadığında zaten çok şey de aksayabiliyor. Üstelik benim de bambaşka bir hayalim var ama kesinlikle zamanım yok :(
(Araya not:
-Neden hanım blogları?
-Çünkü canım öyle istedi.)
Bayülgen, birçok okurun uzun blog yazılarını okumaktan sıkıldığını ve böyle yazılara link verdiğinde kendisine eleştiri geldiğini anlattı. Aslında doğru bir dikkat! “140 karakter”le ahkam kesmenin cazibesine kapılmışken…
Ben de uzatmıyorum o halde. Sabaha da mesai varken ve dahi “uykusuzlar” kulübüne yazılmaya çoktaaaan geç kalmışken….
EK:
(Okan Bayülgen etkisi böyle bir şey olsa gerek! Bir günlük “hit”, dar bir zaman aralığına yığılınca sabahtan öğleye bloguma hiçbir şekilde erişemedim. Yalancıktan şikayetimi de etmiş olayım.)
Dün buraya not düşerken, programı izlemeyle paralel olarak konuklara sorulan sorulara kendi yanıtlarımı yazmışım. Canlı blog yazımı! Düşünmek şimdi şu sakin zamana kalmış. Aklımdaki birkaç soru:
“Kadın blogger” kavramı, “kadın yazar” kavramı türünden tartışılası bir şey midir, naif bir yaklaşımdan öte pozitif yahut negatif bir ayrımcılığın yansıması mıdır, bu tür sorulara kafa yorulmalı mıdır?
Cinsiyete özel duyarlıklar yazıya nasıl yansır, sözcüklere nasıl düşer?
İçerik ortalamalarında hakim renk hangi konularda yoğunlaşır?
Tasarımda hatun kısmısının temaları erkek kısmısından ne kadar ayrışır?
Yahut
Şu mudur özetle? “Üslûb-ı beyân, ayniyle insan!” Ha kadın, ha erkek…
İlginç veriler çıkabilir bir ilgilenen araştırsa, yoklasa, kendine dert edinse mesela…




Şubat 17th, 2012 at 10:43
Yazını sonlandırırken Okan Bayülgen’in seni düşündüren cümlesini eklemişsin ne de iyi etmişsin.
Neden uzunu okumaktan kaçar insan ve neden bunu bile bile uzun yazmaktan alı koyamaz kendini diğer insan?
Okunmak mıdır derdimiz yoksa sadece yazmak mı?
Sevgilerimle
GizliKız
Şubat 17th, 2012 at 12:23
tek kelımeyle tum yazılanlara katılıyorum…
Şubat 17th, 2012 at 19:11
Güzel bir yazı olmuş ellerinize sağlık
Şubat 21st, 2012 at 10:57
Ben de yaklaşık 1.5 senedir blog yazıyorum, elimden geldiğince özgün olmaya çalışıyorum, yazınız gayet güzel, teşekkürler bu güzeel yazı için :)