Oca 26 2012

abant günlüğü-2

2008’in ilk ayına eklenen, bir yanı eğitime bir yanı kendime dönük bir kayıt:

O yıl, Hotmail hesabımın bir olanağından yararlanıp geçen yıl iptal edilen ve bir tür blog niteliği de taşıyan “Alan”ına notlar düşmeye başlamışım. Derken alan adı alarak bağımsız bir bloga dönüştürmüşüm… Yıllar çabucak geçmiş, bugün Elifin Günlüğü dört yıllık bir birikim oluşturmuş.(Otelde internet hizmeti ücretsiz ve şifresizdi ama ben hiç nasiplenemedim niyeyse! Doğum günü yazısı şimdilik gecikmiş ve böyle bir bilgi notu olarak kalsın artık!)İlk zamanlarda yazdıklarım sahiden “notlar” düzeyinde, bir tür derkenar… Aynı yıl, “yarıyıl semineri” konuklarımız” şair Akgün Akova ve Ankara Üniversitesi Eğitim Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.İnayet Aydın olmuş. İnayet Hanım’a dair düştüğüm not da kısacık:“İyi ki Hayatıma Dokunmuş.” 

Dört yıl sonra, Abant’taki seminerde (ODTÜ GVO Yarıyıl Semineri, 23-25 Ocak), lise öğretmenleri için belirlenen içerikte iki başlık vardı: İlki, birlikte iş üretmemiz gereken ortak bir sorumluluk çalışması olarak disiplinler arası çalışmanın yönergelerini hazırlamak. Yarım günümüz vardı. Benim açımdan iyi geçti. Herhalde arkadaşlar için de iyi geçmiştir. 

 Disiplinler/zümreler arası: 1920′lerde sanat, tarih ve bilimsel gelişmeler arasında “seviyeli” bir ilişki var mıydı? (Sol baştan: Kimya-kimya-biyoloji-fizik-edebiyat-tarih-matematik-matematik-matematik dairesi…)

Diğer tüm zamanlar, Prof.Dr.İnayet Aydın’la, ilginç konu başlıkları altında  (Genel kapsam: Meslek yaşamında tükenmişlik, stres kaynakları ve baş etme yolları, iş ve yaşam dengesini kurma…) akan bir tür katharsis serüveniydi diyebilirim. Çok eğlenceli, farkındalığı artıran dört oturum geçirdik -yok, böyle deyince eksik kalıyor- yaşadık.

Öğretmen-veli iletişiminde “iyi” ve “kötü” öğretmen tavrı… (Okulumda en sevdiğim, saygı duyduğum kişilere dair bir “top 10″ listesi yapsam kesinlikle listemde yer alacak alan dışı iki meslektaşım sahnede!)

Yaşadık diyorum çünkü içeriğe dair çokça etkinliğin içinden geçtik. Örnek olay canlandırma (aynı olay karşısında “iyi” ve “kötü” öğretmen tavrı sergileme); yere düşürmeden, el kol kullanmadan birden çok balonu havada tutma (takım çalışmasında işbirliğinin katkısı); öykü, slogan ve afiş istasyonlarında “İşimde başarılıyım, evimde mutluyum.” önermesini somutlaştırma (birbirimizden devraldığımız başlatılmış işleri sürdürme); bilmediğimiz yanlarımızı tahmin ettirme (ne çok varmış ve ne iyi bir etkinlik olmuş, iş arkadaşlarımızı daha iyi tanımak için hoş bir fırsattı); Cinderella’mızı seçerek yaptığımız ikili çalışma (stres kaynaklarımızı yazarken aslında çoğunun kontrol edilebilir olduğunu görmenin “dayanılmaz hafifliği”!)

Yaratıcılığımızı ortaya koymuşuz. Paylaşıyoruz.

Nihayet, sanırım seminerin sonunda hepimizin kendimizi en azından bir süre daha iyi ve mutlu hissetmemizi sağlayan son etkinlik: “Güçlülük bombardımanı”… İnayet Hoca, bir kağıda adımızı yazmamızı istedi ve “tepsi” tekniğiyle, bu kağıdın hep bir yanımıza kaydırılarak akışını sağladı. Önüne kağıt gelen kişi, ada bakarak ona dair düşündüğü güçlü bir iki özelliği yazdı.Değerlendirme aşamasında herkes doğru algılandığını gördü. (Benim için yazılan başat sözcükler; pek bir çalışkanlık, düzenlilik, adil olma, planlama ve sunum becerisi idi ki daha ne bekleyebilirim. Çok çok teşekkürler. Bir tanesi çok hoşuma gitti: “İnsana güven veren pozitif bir danışma bürosu”… Zübeyde’ye adıyla teşekkür:))

Toplantı sonunda, hepimiz tek tek genel bir değerlendirme yaptık. Sıram gelinceye kadar arkadaşlarım hemen her şeyi söyledi. Tümüne katıldığım noktalar: Hemen karne sonrasında yorgun beyinlerle başlanan bir seminerin, baştan sıkıcı geçeceğine dair mevcut önyargıya rağmen, eğitirken eğlendirmesinin verdiği haz; bizi, uygulayabileceğimiz birçok etkinlikle karşılaştırması; sakin, yumuşak ses tonu ve anlatımı; somut yaşam deneyimleriyle zenginleştirmeleri… En önemlisi, eğlenmek bir yana, uygulamalı çalışmış olmanın kazandırdığı etkin öğrenme süreci…

Sıra bana geldiğinde, kendisine dair ilk blog notumu hatırlattım ve sözünü yineledim:

“İyi ki hayatımıza bir kez daha dokundunuz.”

(Yerimde saymıyorum elbette:) Bu seminerden de şu mealde bir sözü belleğime yazmış bulunmaktayım: “Yanlışı düzeltmek için asla yanlış zaman yoktur.”)

İlgili yazı:

Abant Günlüğü-1

Abant Günlüğü-3


Yorum