şairin romanı-2
Uzun bir blog notu yazacağımı düşünüyordum; vazgeçtim. İnce ince oluşturulmuş bir “Anakara” coğrafyasında, yolları, yazgıları, rüyaları ilmik ilmik birbirine iliştirilmiş roman kişilerinin dünyasını buraya yazmak, Şairin Romanı’na haksızlık olur. 582 sayfanın temposunu düşürtmeyen kurguyu açmadan yazmak da pek mümkün değil; yazmayı göze almaksa, tam bir “spoiler” durumu!… (Kurgu için düşeceğim tek kayıt, öğrencilerimle “olay örgüsü” konusuna geldiğimde, bu romanın kurgusunu keyifle paylaşacağımdır.)
Birkaç not…
Roman kişilerinin hemen tamamı yaşlı ve hayatları bir noktada derinleşmiş… Deneyimleriyle bilgeleşmiş kişiler onlar…
Bendag, 50 yıl önce bıraktığı memleketinden denizlere açılmış, 100 yaşını devirdiğinde “ölmeye yatmak” üzere yurduna geri dönmüş, bilge ve adı efsaneleşmiş bir usta şair… Hayatın ona hazırladığı hayli sürprizli hareketliliğine karşın, okur onunla dingin bir hayat yolculuğunun içinden geçiyor gibi… Şimdi tek hedefi, Odragend’de düzenlenen “On Üç Dolunaylı Şenlikler”e katılmak, son bir kez şairlerin evrenini solumaktır.
80 yaşındaki Moottah, yıllarca kendine sürgün yaşamış, evinden dışarı adım atmamış; yıllar sonra yanına verilen iki küçük çırakla, Zeey ve Tagan’la yollara düşmüş bir feylesof… O da belli bir nedenle yolunu Odragend’deki şenliklerin yapılacağı alana düşürmelidir. Zeey ve Tagan’ın çocuksu hayretleri, aslında insanın hayat yolculuğunun ta kendisidir. Okur açısından en sürprizli kader bu üçlüye biçilmiştir, diyebilirim.
Gamenn, bir dizi şair cinayetinin izini sürmek üzere şehirden şehire giden bir atlı polistir. İzler ona da Odragend’deki şenliklerin yapılacağı ortama gitme gereği duyurtmuştur. Onda, Bendag’ın ve Moottah’ın dinginliği, ermişliği, sükûneti yoktur. Nedeni romanın sonunda anlaşılan, bir yanı huzursuz, bir yarısı boşlukta kalan, işinin ciddiyetinde iz süren 60 yaşında bir polis…
Romanın ölü ama en canlı şair kişilerinden Serhenas… Ölümün kıyısından dönen genç şair Dehamar… Anakara’yı vücuduna dövme olarak çizdirmiş Haritacı Kaa, sözlükçü Tarkusyu, Serhenas’ın şairliğini hazmedemeyen Agabu…. Daha bir dolu erkek…
Romanın güçlü ve kendine özgü derinlikleri olan kadınları var bir de: Tüm bir kurgunun güçlü ayaklarından birini oluşturan Zeheyra, rüya tabircisi Ümma, Bendag’ın adeta koruyucu meleği olan Ulsangeyma ve güzeller güzeli kadın şair Lelalu… “Kadın” olarak onlara bu romanda biçilen rol, sezicilikleri, öngörüleri ve kollayıcılıkları… Çok akıllılar… (Bu romanda ne erkek, ne kadın bedeninin ten olarak konuşturulduğu tek sayfa; hatta tek paragraf yok. )
Şairin Romanı için anahtar sözcükler belirleseydim şöyle olurdu: Şiir, matematik, ille de rüya, hayat ve ölüm, yol ve yolculuk!
“‘Rüyalarımız kendimize sorduğumuz resimli bilmecelerdir.’ diyor Kuyuhera. Ardından başını pencereye, sağnağı dinmeyen yağmurlara çevirerek ‘Cevabının bizde saklı olduğundan habersiz olmayı seçtiğimiz için ya hatırlamayız onları, ya tabir edemeyiz.(…) Rüyaların atası, bütün bir insanlık tarihini rüya olarak görmüş orada. Belki de bizim hayat diye yaşadığımız onun bir rüyasıdır yalnızca. Çok önceleri gördüğü, belki de çoktan unuttuğu bir rüya…’”
Şiirle matematik ve şiirle/hayatla rüya arasında kurulan bağlarda, kitap şiirin ve hayatın felsefi yorunlarına kayıyor.
Böyle yarım kalsın! Devamı için yapıya girmek, girince birinci paragrafın sınırına dayanmak kaçınılmaz…
TRT Radyo1′de “Canlı Okumalar”da dinleyicilere önerdiğim kitaptı Şairin Romanı. “Okumadım; ama yaz okumalarım arasına aldım.” demiştim yayında. Şimdi ise, okudum ve kesinlikle öneriyorum. Tatile kadar birkaç gün araya kitap sokmadan, Murathan Mungan’ın yarattığı roman coğrafyası Anakara’da bir parça Zeheyra’nın hüznüyle bir parça Tagan’ın “zararsız meczup” hayatının dramatik ağırlığıyla, bir parça Bendag’ın ardında dağ tepe dolaşarak, bir parça Moottah’ın hayat derslerine dalarak kitabın büyüsünü taşımak istiyorum.
İlgili yazı:



Temmuz 14th, 2011 at 13:03
Bugün 14 Temmuz… Tatile girer girmez büyük bir açlıkla başladığım okumalar sürüyor. (Her yaz mutlaka en az bir kitabına yer verdiğim Ayla Kutlu’dan Ateş Üstünde Yürümek, Oya Baydar’dan Kayıp Söz; ayrıca Naşide Gökbudak’tan Asıl Adı Atiye şimdilik okuduklarım.)Çok güzel bir duygu. Özlemişim. Şimdi sırada ne var? Tabii ki “Şairin Romanı”… Dört günüm var okumak için. Haftaya bebeklerim geliyor(Kız kardeşimin de, olsun; benim de…). Aldığım ipucuyla özellikle bu zamana bıraktım Şairin Romanı’nı. Hani üstüne hemen okuma yapılamıyor ya. Onun için. Ben de o arayı bu şekilde kapatırım, diye düşündüm. (Üç roman yerine mi geçiyordu?) Hadi bana iyi okumalar. Size de en güzel geziler, görüler…
Temmuz 14th, 2011 at 19:57
Şairin romanı, sinemada izlediğimiz üç saatlik destansı filmlerin etkisini bıraktı bende. O duyguyu sahiden sürdürmek istedim. İyi okumalar hocam ve iyi tatiller :)
Ocak 22nd, 2012 at 21:55
TEK KELİMEYLE HARİKA BİR KİTAP.
Mart 19th, 2012 at 22:19
Bir kitap bu kadar mı güzel kurgulanı bu kadar mı sürükler mutlaka okunmalı sonra bir kez daha okunmalı
Mayıs 12th, 2012 at 22:06
Kitabı okumakta geç kaldım; Şairin Romanını okuyunca ilk düşüncem bu oldu. Şiirle uğraşan biri olarak, şiire kesmiş bir dünya çok iyi geldi bana. Ütopik bir ülkeyi mekan tutmuş bu roman, başka bir mekanda anlatılabilir miydi bilmiyorum. Sanırım anlatılamazdı. Şiirin ve şairin anlatıldığı bu romanda,her şeyiyle şiir bir mekanda, herkesin şiir sevdiği bir ortamda,şairlerin birbiriyle yarıştığı,şairane bir roman. Öyle bir ülkede yaşamayı çok isterdim; ömrüm şiirlerimin ömrü kadar olsa da.