Nis 24 2011

serenad (zülfü livaneli)

23 ve 24 Nisan’ların kendine özgü “özel” gündemlerinden ötürü akla hiç gelmeyen ve dolayısıyla hemen hiç anılmayan bir güzel gündem var aslında: 23 Nisan, aynı zamanda Dünya Kitap Günü.

Bu 24 Nisan’a tesadüfen kalan bir “kitap” ile günün her yıl basına yansıyan en sansasyonel konusu “tehcir”i aynı potada eriten kısa bir not olsun bugüne düşen:

Kitap: Geçen gün “fransız kalmak” çerçevesinde, içinden satırlar aktardığım Serenad.

Zülfü Livaneli’nin, katı, dolayısıyla keskin politik söylemlerden uzak duran ve kadın roman kişisinin anlatımında naifleşen iletilerinin odağında bildik bir sonuç var: İktidarlar acıları yaratır; sonuçlarını en çok kadınlar ve çocuklar yaşar.

Üç kadın, üç siyasî/sosyolojik nedenle saklanan kimlik, üç acı:

Maya bir Kırım Türk’ü… Sovyet güçlerinin tepkisini çeken bir siyasî/askerî seçimin parçası olmak, onu ve çevresindekileri ölümcül bir yolculuğa çıkardı; kurtulduğunda hayatını sürdürebilmesi için seçimini yeni bir kimlik altında yaşamaktan yana kullandı ve Ayşe adını aldı. O, Serenad’ın başkişisi Maya’nın anneannesi. Onun hayatında “Mavi Alay” var.

Mari, bir Ermeni vatandaşı. O da çevresindekilerle birlikte zorlu bir yolculuğun içinden geçti. Ona müslüman bir Türk ailesi yardım etti. Onun zorlu ve ölümcül yolculuğunun adı, “tehcir”. O, Serenad’ın başkişisi Maya’nın babaannesi. Hayatını Semahat olarak sürdürdü.

Nadia, Yahudi asıllı bir Alman vatandaşı. Şanssızlığı Hitler döneminin “ari ırk” politikasının ortasına düşmüş olmak. Hayat ona sadece Deborah adıyla şans tanıdı. Kendisini çok seven ve romana da adını veren “Serenad”ı kendisi için besteleyen Maximilian Wagner’le evlendi; ama sonu Struma gemisinin torpillenmesiyle gelen bir kaçış hikayesinin tam ortasında, o da diğer kadınlarla benzer yazgıyı paylaşmaktan kurtulamadı.

Bu üç kadının hikayesi, asıl roman kişisi Maya Duran’ın Frankfurt-Boston arası uçak yolculuğu süresine sığdırdığı hatırlamalarıyla ve copy/paste bilgi notlarıyla zenginleşiyor. Maya Duran’ın kendi hikayesi de bir “kadın hikayesi” olarak ayrıca dikkat çekici.

Yazılabilecek çok ayrıntı var. Mesela tek tek romanın “erkek”leri… Meselâ, çalışan annenin çocuğuna yetememe sendromu… Mesela, ahlak bekçiliği… Mesela ve elbette mutlaka Prof.Dr.Maximilian Wagner… Mesela… Okumak en iyisi…

Okurken inatla takıldığım iki nokta oldu:

1. İki kıta arasında bir uçak yolculuğuna, ne kadar hızlı yazılırsa yazılsın 455 sayfalık anı-bilgi yazımı sığdırılabilir mi? Gerçi Maya, önceden derlenmiş bilgileri c/p olarak aktardığını söylüyor ama öyle işte…

2. Zülfü Livaneli’nin, –yok, Maya’nın:)- Ahmet Midhat Efendi’nin 21.yyıl versiyonu gibi, handiyse her konu hakkında bilgi aktardığı satırlardan ilginç şeyler öğrensem de yorulduğumu belirtmeliyim. Günümüzün insanlarının dünyasındaki hemen her şey bu kitapta..

EK (31.07.2013):

Kahramanların gerçekliği için Livaneli’ye kulak vermekte yarar var: Zülfü Livaneli İle Bir Gün


53 Yorum “serenad (zülfü livaneli)”

  • Cüneyt Gölemen dedi:

    Okuduğum sürküleyici kitaplardan biri, işe gidip gelirken yolda pek kitap okuyamam ama bu kitabı elimden bırakamadım, teşekkürler Zülfü Livaneli.

  • fatma dedi:

    18 yasimdayim… Kitap daha bitmedi ama ben coktan bittim. Allahim o aci gunleri ne bize ne de bi baska millete yasatmasin. Ogretmenimin tavsiyesiyle okudum. Cok etkilendim hem bi an once bitsin istiyorum hem de hic bitnesin.. Cok guzeldi ve herkese gonul rahatligiyla tavsiye ediyorum. Su an kitaptaki olaylari arastirdim ve gercekligini ogrendigim andan beri icim buruk Tesekkurler livaneli. Bizi aydinlattigin icin…

  • Şerife işbilir dedi:

    Bende oğlum sayesinde tanıştım bu kitapla…Özellikle bir erkek yazarın bir kadın psikolojini ne kadar iyi gözlemlediğini ve bunu “maya”karakteriyle canlandırdığını ve Nazi Almanya’sında bildiğimiz yaşanan onca acıyı,bunun Türkiye’yle olan gerçek tarihi olayları ağzım açık okudum.Fakat en etkileyici olan Prof.Dr.Maximilian Wagner ve Nadia arasında ki aşk…Gözyaşlarımı tutamadım :(

Yorum