ışık dağı-karagöl arasında…
Bugün 40 kişiydik. Zümre arkadaşlarımdan biri de bizimleydi; hatta o ısrarcı olmasa, ben “yetiştirilmesi gereken işler” modunda çok da gönüllü değildim açıkçası. İyi ki ısrarcı olmuş.

Işık Dağı…Zirve, vericilerin olduğu yer…
Ankara Trekking’in rotası Işık Dağı’ndan Karagöl yönüneydi. Sevdiğim bir parkur oldu. Ağaçlık alanlarda, yemyeşil çimenlerde, kurumuş dalların çıtırtısı arasında ve güzelim ardıç kokuları içinde yürüdüğümüz noktalar çok güzeldi. Yoldan gitmek durumunda olduğumuz noktalarsa benim için galiba her daim sıkıcı olacak.
Bugünkü güzergâhta, tabelada türküsü kendinden ünlü Çerkeş’i gördüm önce. Arabayla gidiş yolunda, Kızılcahamam’la Çerkeş arasındaydı yanılmıyorsam, Selami Bey bazalt kayaları gösterdi bize . (Ben bu volkanik kayaçların çok daha görkemlisini ve git git bitmeyen bir yol uzunluğunda dizilişini Trabzon-Erzurum yolunda, Maçka çıkışında gördüğümü hatırlıyorum. Her hafta doktora dersleri için düştüğüm yolun aklımda kalan en güzel ayrıntılarındandır hâlâ…)
Işık Dağı’na tırmanan rampa yolun bir bölümünden sonra rehber, iki ayrı parkur belirledi ve zirve için “zorlu” yolu tercih edeceklerle, zirveye yakın yere kadar “orta zorlu” yolu yürümek isteyecekleri ayırdı. Bir saatlik dik yokuşlu “zor”a kendimi hazır hissetmediğim için ikinci grupta kalmayı yeğledim. Biz 15 km. yürümüşüz; diğerleri yokuşu tırmanarak Işık Dağı’nın doruğunu da hanelerine eklemiş oldu.

Ulya, Ayça ve Ege, rehberimizle…
Bugün üç de çocuk vardı aramızda. Biri Ankara Devlet Tiyatrosu’nun oyuncularından Asuman Bora’nın yürüyüşü iyice benimsemiş bitanecik küçük kızıydı ki tepeye tırmananlar arasında o da vardı; diğer ikisi benim zümre arkadaşımın kızıyla yeğeniydi (Tamam, böyle havalı olmadı, başka bir bağlantı kuruyorum, o ufaklıklardan biri karikatürist Selçuk Erdem‘in yeğeni :)). Bir ara, küçük bir damın yanında, biraz geride kalan çocukları beklerken, yürüyüşe katılanlardan birinin ufukta görünüp çocuklara, “Bakın işte, şekerli ev göründü.” dediği dakikada anladım ki arkada bizim kaçırdığımız bir masal dünyası kurulmuş. Çocuklar belki zaman zaman yürüyüş temposunu aksatıyor gibi görünüyor ama betonlar arasına sıkışmış hayatlarına aslında ne güzel yaşantılar eklenmiş oluyor…

Karagöl
Diğer yürüyüşlerdekine oranla kır çiçeklerinin çeşitliliği daha çok dikkatimi çekti. Karagöl’de yürüyüşü sonlandırıp göl kıyısında mola verdiğimizde, kurumuş kır çiçekleri topladım. (Ankara’da üç adet Karagöl varmış. İkisini görmüş oldum.)
Yol boyu böğürtlenlere ve artık iyice kızaran kuşburnu yüklü dallara alıştım. Kayserili biri, kendi yöresinde böğürtlenlere “it üzümü” dendiğini ve bunlara insanların itibar etmediğini söyledi. (Yıllar önce Antakya’dan gelen, uzun yolda biraz pörsümüş olan sultan incirlerini ben hevesle yerken, “Bizim oralarda bunu ancak köpeğe verirler.” diyen Antakyalı küçük kızı hatırladım gülümseyerek.)
Uzun molanın sürprizi, bizi görüp hızla kaçan kocaman bir dağ tavşanıydı. Minik bir ayrıntı: Oturduğum yerde hemen yanıbaşımda kocaman bir örümcek vardı; evde olsaydım, asla yaşatmayacağım o uzun bacaklı hayvancıkla birbirimizi rahatsız etmeden zirve yapan grubu bekleyebildik.
Hava çok güzeldi. Ne olduğunu hatırlamıyorum, arabayla geçerken, bir şey için, “Işık Dağı’nın rüzgârında kurutulmuştur.” ifadesini görmüştüm. Sahiden rüzgârı varmış.
Sonuç olarak, güzel bir parkur ve gündü… Değdi…



Mayıs 15th, 2011 at 23:00
ışık dağı muhteşem bi rota bence çünkü 08 Mayıs 2011′de ilk burada Trekking’e başladım.. Daha Yeniyim Yani. İlk Defa Gitmeme Rağmen Çok güzel anılarım oldu inş. Devamlı Sürdüreceğim. Doğa Ayrı Güzel Şehir Hayatından Sıkılan Herkesin Trekking’lere Katılmasını Şiddetle Tavsiye Ederim..Yardımcı Olan A.D.K VE Önderimiz Müslüm ÖNDEŞ’e Çok Teşekkür EDİYORUM..