eskişehir|eski,köklü,güzel şehir…
Gün Eskişehir’de ve çok güzel geçti. Eskişehir mi güzeldi; Yılmaz Büyükerşen’in eliyle, beyniyle daha mı güzelleşmişti; FF’den Ebru Baranseli mi bize görülmeye değer yerlerin rotasını doğru çizdi bilemem… Fark etmez, hepsi kabulümdür; Eskişehir, benim kafamda tekrar görülesi, gidilesi bir güzel şehir olarak yer etti bugün.

Hızlı tren keyfiyle birbuçuk saatlik bir yolculukla gittik Eskişehir’e ve döndük. Yaygın adıyla Doktorlar, resmî adıyla İsmet İnönü Caddesi’ni gördük; ama asıl, Adalar bölgesinde soluklandık. Porsuk Çayı, çevresindeki kafeler ve üstündeki köprülerle aklımıza ilk Antakya ve Asi nehrini getirdi. Asi buraya göre öksüz kalmış gibi… Porsuk Çayı’nın gördüğümüz bölümü daha sahiplenilmiş, yaşam alanının bir parçası haline getirilmiş, çevresi yemyeşil ve üstelik sakız sardunyalarla süslenmiş… Strazburg’da Ren’de gördüğüm türden tekne turu burada da varmış.
Tarihî Odunpazarı evlerini gördük. Geçen hafta Hamamönü’ndeki eski Ankara evlerinin restorasyonunda gördüğüm tek renklilik ve bir örneklikten farklı olarak, buradaki evler rengârenk ve daha kendilerine özgüydü. Ortak nokta, ferforje ve çiçeklerin bu tür düzenlemelere kattığı otantik etkide saklı…(Bölgenin tarihî kimliği ve düzenleme çalışmalarıyla ilgili meraklısı için geniş bilgi şurada…)

Hafız Ahmet Efendi Konağı’nın bahçesinde dinlendik; bu 300 yıllık konağın sahibesi Gülşen Hanım’dan Hafız Ahmet Efendi ve Atatürk’ü ağırlayışı hakkında bilgi aldık. Konağın avlusunu çok beğendim. Binayı ve müştemilâtı aynı zamanda ailenin evi olduğu için gezmemiz mümkün değildi. Aynı sokakta, Eskişehir’in “eski”lerde kalan fotoğraflarının sergilendiği “fotoğraf evi”ni gördük.

Kurşunlu Camii’ni geçip “müze restaurant” olarak hizmete açılan Osmanlı Evi’ni gezdik. Görkemli bir bina… Ermeni usta/ustalar elinden çıkmış. Ahşap kısımları ve yine ahşap tavan süslemeleri dikkat çekici… Muğla’da restore edilmiş bir eski “muğla evi”ni gezmiştik. Restaurant dışındaki oda düzenlemesi aynı kültürün uzantısı olarak aklımıza doğrudan o mekânı getirdi.

Odunpazarı evlerinin olduğu bölgede bir mevlevihane ve bazı mevlevî “dede”lerine ait türbeler de vardı (Google için not: İncicilerin dedeleriyle alakası yoktur!!!). Şeyh Edebalı’nın türbesi de aynı bölgede…

Gara yakın yerlerde de gezindik. Espark’ı Ankamall’e benzettik. Bahse değer ve iyi ki önerilmiş dediğimiz bir mekân olarak Haller Gençlik Merkezi’ni söylemeliyim. Eski, loş, otantik bir yeme içme, soluklanma alanı…
Eskişehir’de sıcaklık kaç dereceydi bilmiyorum. Bildiğim, gün boyu dışarda ve hareket halinde olmamıza rağmen, yeşili bol güzergâhlardan geçtiğimiz ve terlemeden günü sonlandırabildiğimiz…
Ha bir de değişik eylemlilikler içindeki insanları betimleyen heykeller, heykeller, heykeller….
Güzeldi işte… Bir çırpıda yazmak istediklerim bu kadar galiba…
Not:
Geçen hafta FF’ye “Eskişehir’de bir günü keyifli geçirmek ve biraz da şehir hakkında bir fikir edinmek üzere zamanı iyi yönetebileceğimiz bir program önerisine ihtiyacımız var.” diye yazdım. Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin öğretim kadrosunda yer aldığını bildiğim ve FF’den merhabalaştığım Ebru Baranseli, bugün bize gayet iyi kılavuzluk eden bir günübirlik program gönderdi. Yukarıya düştüğüm notların geneli, o program doğrultusunda oluştu.



