çubuk’ta keyifli bir yürüyüş
Bu, benim için bir ilk: İlk kez bir “trekking”e katıldım. İlk kez, okuduğum bir kitabı ya da izlediğim bir oyunu/filmi anında bloga yazmak isteyen ve bunu yapabilen ben, yürüyüş dönüşü bilgisayarı açtığım halde yorgunluğuma yenik düşerek tek satır yazamadan kapayıverdim. Değdi mi? Çoooooooooookkkk…

Yıldırımevci Göleti’nde mola…
Geçen hafta, bir televizyon programında yaklaşık bir saat boyunca, doğa sporu olarak “trekking”i o kadar albenili anlattılar ki verdikleri internet adresinde (Ankara Trekking) de biraz gezindikten sonra, aynı gün konuşmacılardan birini aradım ve katılmak istediğimi söyledim. Dört kişilerdi. Bir tiyatro oyuncusu (Asuman Bora), bir bilgisayar yazılımcısı, bir kamu görevlisi (yürüyüş ekibinin başındaki Selami Kalay) ve bir harita mühendisi… Farklı alanlardan bu kişileri aynı heyecanla aynı noktada buluşturan etkinlik yürüyüştü. Her hafta sonu pazar günü yürüyüşe ayrılmıştı. (Bugün rehber Selami Bey’e sordum, “Ne zaman yürümüyorsunuz?” diye. “Hastalandığım zaman.” dedi.)
“Kısa… kısa…” çizgisinde notlar…
1. Bu haftanın yürüyüş parkuru, Asuman Hanım’ın 12 yaşındaki tatlı kızı da hesaba katılarak hafif tutulmuştu ve doğrusu benim gibi ilk kez böylesi uzun soluklu bir yürüyüşe katılan için bu iyi bir şanstı. Yürüyüş, Çubuk Karagöl’le Yıldırımevci Göleti arasındaki 10 km.lik bir parkuru kapsadı. Benim LYS bebesi ile o küçük kız yürüyüşün maskotu gibiydiler. Ekip en çok onlara takıldı ve onları nazlattı.

Karagöl’de çay molası…
2. Yıldırımevci Göleti sessiz ve dingindi. Öğledeki uzun mola orada verildi. Dönüş yolunda bir çay içimi soluklandığımız Karagöl, çok kalabalıktı; tam bir mangallı, müzikli, çoluklu çocuklu piknik alanı… İki göl arasındaki parkur çok rahattı ama ben orman içindeki bir yokuş alanı geçerken tıkandığımı hissettim. Sonra geçti… Nefesimi iyi ayarlayamadığım için olduğu söylendi ve öyle durumlarda nefesi nasıl ayarlayacağım hakkında bilgi verildi.
3. Meteorolojik veri Ankara için 40 dereceydi bugün; ama Çubuk’un tepelerinde biz böyle hissetmedik. Hele orman içindeki rüzgârlı alan çok iyi geldi.

Öndekiler geride kalanları beklerken…
4.Yürüyüş ekibindeki Karadenizli fazlalığı dikkatimi çekince, ekipten biri, bunu doğayla daha haşır neşir oluşa bağlayarak o bölgenin –yani bizim oraların- doğasının buna uygunluğuna dikkat çekti. Aslında doğru! Bizim Karadenizliler “parkur” olmasa da yokuşu bol tarla yollarında, “baton” olmasa da bastonla bol bol “trekking” yapıyorlar sahiden de…
5. Telefonun çekim alanında Turkcell birinci, Avea sonuncu ta ki tepeden Karagöl’e yaklaşıncaya kadar…
6. Yakında okuduğum Serçe Kuşun Sonbaharı’nda bahsi geçen Ankara Savaşı’nın yaşandığı alanı gördüm. Rehberden, o civardaki birçok köy adının “Yıldırım”la başladığını, birçok yerleşim alanının da savaşla ilgili terimler içerdiğini öğrendim.
7. Hâlâ, gözümün önünde “yayılıcı” ardıçlar, kavak, çınar ve çam ağaçları; burnumda kekik kokuları; kulağımda dakikalarca süren kurumuş dal yaprak çıtırtıları… Bir de ekibin sözü dinlenir sıcacık insan sesleri…
8. Doğa yürüyüşleri harika bir şeymiş ve tekrar tekrar listeye alınmalıymış diye içimden geçirmekteyim.


