karga
Son dört yılda hem veli hem öğretmen olarak lise yaşlarına tanığım. Bu dönemi sadece bir sözcükle tanımlamam gerekseydi, “arayış” derdim. Gerçek bir kendini arama… Öğretmenler bilmez, anne babalar bilmez, büyükler bilmez… Arkadaşlar bilir her bir şeyi… Öyleyse tüm arayışlara tanık da ortak da arkadaşlardır. Çizgiler de sözcükler de fotoğraflar da arayışın hayata düşürülmüş izleri…
Pelin’in kendisini model olarak kullandığı fotoğrafları, YGS/LYS bebesinin kendisiyle dalga geçen çizgileri derken, kafadarların üçüncüsünden de bu günlüğe bir iz düşmeseydi veli olarak tanıklığımdan bir şeyler eksik kalacaktı. O iz bir öykü oldu.
Teşekkür ederim Mustafa. İleride yakışıklı bir doktor olduğunda kızlar Google Amca’ya senin adını yazdıklarında ve bu sayfaya geldiklerinde “liseden belliymiş sıradışı olduğu” diyecekler, eminim:)
(Dosya adı “Karga” olarak geldiği için başlığa da onu aldım.)

Bilinçsizliği ağzından süzülüyordu. Yavaş ve köpürerek… Hareketleri anlamsız ya da ona göre anlam ve öfke doluydu. Önyargılar içinde boğulmuş, kıskıvrak.
Amansız.
Sakınmaksızın sakıncalı.
Belki de yalnız, ürkek. Kıskıvrak. Şaşırmış olmalı yalpaladığında, gözbebekleri titriyor odadaki tek mumda. Herkes gibi o: beyni alınmış bir mumya. Ellerini sallıyor; karanlığı beline dolayarak hızlı bir tango. Sonrası yalvarışlar, istekler… Hareketi yavaşlıyor, ellerinin yansımalarını görüyor deldiği havada. Acele etmiyor bütün yansımalar ona ulaşmak için. Gölgesi ondan kaçıyor. Gözyaşları ondan kaçıyor. Vücudu onu terk ediyor her oturumda biraz daha.
Gözbebekleri ağlama ve ilgi arayışında. Bebekler ağlıyor en gözde. Bütün bu fahiş sesler onun için ve bu onun içi.
Sesler büyüyor gözlerinde, gözbebekleri büyüyor en gözde. Yıpranmış, önceden kurgulanmış gibi her defasında devirerek gözlerini, parçalanıyor devirerek gözbebeklerini. Yitip gitmiyor leylekler gibi. Tüneyemiyor bir yere. Yapışamıyor, yaşayamıyor tanrı aşkına!
Tanrı yanaşamıyor yanına; kanatlarını eklemeyi unutmuş onun yalnızlığını onun o bulanık o tahmin edilemez derinliğinde bile kaybolmuş yalnızlığını izlerken. Bu bir yaratı değil bir süreç. O yüzden tanrının içi rahat. Her zaman mükemmel, ulaşılamaz, parlak. Günah, birden bire ortaya çıkıyor. Yaratılamıyor. O yüzden bir sonsuzluk boyunca huzurlu ve yalnız tanrı. Çünkü yaratı süreci başarıyla gerçekleşmiş. Sorun çoban değil ki gütsün koyunları. Sorun koyunların davranışları, kazanımları. Yalnızlık bir oluşum biçimi bile değil. Herkes en başından beri göbek kordonuyla bağlıydı ona. Tanrı en yalnız ve en başı kalabalık anne.
İşte kurtuluş, ışık, parlaklık. Kanatları amaç olmalı onun için. Fakat bu sadece tahmin. Parlak bile değil. Tanrıya yaklaşmak zor; kanatlarını geri istemekte. Masum isteği üzerine sürülüyor, sürünüyor, savunuyor. Faydasız çabalamalarda aklı ve tutarsızdı onun tavırları. Tanrı kızmıştı bir kere kendine ve tutarsız tavırlı, hayalperestin bu isteğine.
Ve konuşamıyor artık. Bu kadar isyan fazla herkes için. Hafiflediğini hissediyor yalnızca. Bu ona uçma hissini anımsatmalı ama o sadece uzaklaşıyor. Gittikçe ve en dibine. Sersemlediğini hissedemiyor bile. O kadar donmuş, bulanık ve akışkan. Her şey başladığı yere dönüyor.
Hayalperest uçabildiğini fark ediyor. Fakat her zamanki gibi elleri kolları bağlı, hisleri garipsenmiş. El tutulacak bir duygu yok. Uçan da o değil zaten. Sadece bir şey onu kavramış ve sürüklüyor etrafta. Meleklerin ona yardımcı olması gerektiğini düşünüyor. Hala annesine inanmak istiyor. Fakat bir kapının önüne konup arkada bırakılıyor. Ve o gün gökten elma yağıyor. Tanrı suskunluk yemini ettiği an.
Küçük hayalperestin bilinci daha önce alınmış kargalarca. Sizi bilmem ama onu kargalar getirdi kapıma.


