III.uluslararası türkçenin eğitimi-öğretimi kurultayı
İzmir yolculuğunun asıl amacı, III.Uluslararası Türkçenin Eğitimi-Öğretimi Kurultayı’nı izlemekti. Dolayısıyla İzmir notumun eğlenceli bölümlerinde yer alanlarla, bu bilimsel etkinliğin kazandırdıklarını birlikte almak ve “değdi” demek düşüncemi özetleyecektir.

1-3 Temmuz 2010 tarihleri arasında gerçekleştirilen Kurultay’ın sorumluluğunu bu yıl DEDAM (Dokuz Eylül Üniversitesi Dil Eğitimi Araştırma ve Uygulama Merkezi) üstlendi. Prof.Dr.Doğan Günay’ın genel niteliklerini özetlediği biçimiyle, biz üç gün boyunca,
-Türkçenin anadili olarak ve yabancı dil olarak eğitimi-öğretimi ile,
-Dil ve Türkçe ile ilgili kuramsal çalışmalardan oluşan
bildiriler dinledik, posterleri okuduk ve çalıştay sonuçları hakkında bilgilendirildik.Dört salonda eş zamanlı yapılan sunumlar arasında izleyemediğim için aklımın kaldığı da oldu; nadiren “şimdi bu ne ki!” dediğim de… Program ayrıntısı şurada…
Bir “dinleyici” olarak benim notlarım:
-Hizmeti alan bizler açısından kusur bulmak kolaydır ama verilen emeği, aksamayan bir akışı planlayan ve uygulayan ekibi görmezden gelmek haksızlık olur. En güzeli, Prof.Dr.Doğan Günay’ın kapanışta, ekibini süreçteki rolleri ve kimlikleriyle kürsüye çağırıp onurlandırmasıydı. Notlarımın ilk sırasında, onların hakkını teslim etmek yer alsın.

-Bu yıl, Kurultay’ın onur konukları Prof.Dr. Sumru Özsoy ile Prof.Dr.Zeynel Kıran’dı. Biyografileriyle tanıtıldılar ve birer açılış konuşması yaptılar. Özellikle Zeynel Kıran’ın konuşmasına, konuşma biçimine, anlatımını kültür ve edebiyat ögeleriyle güçlendiren çok boyutlu yönüne ve ciddiyetle mizahın dengesinde duran çizgisine hayran kaldığımı belirtmeliyim. Sadece açılış sunumuyla değil, genel duruşuyla da; üstelik sadece o değil, eşi Prof.Dr.Ayşe Kıran’ı da katarak… Ayşe ve Sumru hocaların sunumlara ayrılan tartışma bölümlerindeki soruları, hatalara dikkat çekişleri yahut övgüyü ifade eden üslupları bence önemliydi. Affetmeyen ama incelikli bir duyarlıkla konuşan ve öğreten…

-Doç.Dr.Leyla Uzun’u geçen yıl yazmıştım. Duygum da düşüncem de aynıdır ve bellidir ki hiç değişmeyecektir. Leyla Hoca, kapanış konuşmasında, bildiri sunanlara yönelik itiraz tümcelerini ve tavrı değerlendirerek bazı önerilerde bulundu. Şu önerisi, yeterince açık ve derindir:
“…hataları söylemekten kaçınmadan ama yürekleri de incitmeden…”
-Bildiri başlıklarının vadettiği iddialı içerikle, sunumlarda karşıma çıkan sonuçlar arasında şaşırdığım, sahiden “Bu mudur?” dediklerim oldu. Burada örnek vermeyeceğim ama Prof.Dr.Ayşe Kıran’ın önerisine aynen katıldığımı ekleyeceğim. Demek istedi ki Ayşe Hoca: Bildiri başlıkları ve özetleri ile, bildirinin tam metni bazen uyuşmuyor. Özet aşamasında belirtilenler, bildiriye dönüşürken, “bildiri de dönüşüyor.”
-Açık adres göstermeden şu türden bir iki bildirinin hakemlerden nasıl geçtiğini sormak lazım: x tanımı kaynaklarda şöyledir; y tanımı kaynaklarda şöyledir ve z de tanımlarda karşımıza şöyle çıkar. Şu örnek de bu tanımlar doğrultusunda şu özellikleri gösterir. Bitti… Yorumsuzdur.
-Biraz özen!!!! İster nicel ya da nitel verilere dayansın, ister uygulamaya ya da kuramsal altyapıya dayansın, ne olursa olsun; birileri, akademisyenlerin o yoğun emek harcadıkları çalışmalarının sunumlarına da bir parça özen göstermeleri gerektiğini acilen hatırlatsın. En basitinden bir powerpoint ya da Leyla Hoca’nın tanımıyla, bir “akan yansı” nasıl hazırlanır daha doğrusu nasıl işlevsel kılınır, öğrenseler ne iyi olur! Şunları yapmasınlar mesela:
a) Sunumu neredeyse word belgesi kıvamında aynen yansıya aktarıp, okunmaz satırları satır satır okumasınlar.
b) Yansıda yazılanı okurken sırtlarını dinleyicilerine dönmesinler. Hadi haksızlık etmeyeyim, bana bir örnek denk geldi.
c) Yansı hazırlama için iki ölçüt:) İlki ODTÜ’nün bir broşüründe de vardı: Bir yansıda, altı satır ve bir satırda en çok altı sözcük… İkincisi, “yansıdaki yazıların okunabilirliği için kağıdı yere koy ve bak; okuyabililiyorsan puntosu iyidir.” Şaka bir yana pratik bir öneri olarak bir zamanlar bana söylenmişti. Benim, okulda öğrencilerimize önerim: Yansı sadece anahtar kavramları içersin ve işlevsel çoklu ortam nesnelerine yer verilsin. Yansı, Hansel İle Gratel masalının fasulyelerine denk gelir; yolu sunucu yürür.
d) Öğretmen kökenli konuşmacılar, iletişim becerilerinde kesinlikle akademisyenlerden iyiler; çünkü, doğrudan muhatapla ilişki kuruyorlar. Akademisyenliği ve öğretmenliği fiilen yapmış bir kişi sıfatıyla bunu rahatlıkla yazabiliyorum. Belki “öğretmen yetiştiren”ler arasında yer almasaydım ben de eleştirdiklerim gibi olabilirdim.
e) Yansıdan yararlanmayanlar, metinleri okurken biraz anlam ve dinlenebilirlik özellikleri katsınlar vurgularına. Örnek: Dursun Köse’nin ses tonu ve vurgusu çok güzeldi. Tayvan örneğinde, yabancıların Türkçe öğrenme süreçleri üzerine sadece aklımda kalanlarla şuraya iki paragraf yazabilirim; çünkü, o anlaşılırlıkta etkin bir dinlemeyi sahiden sağladı.

Prof.Sedat Sever,Prof Dr.İcLâl Ergenç, Prof.Dr.Sedat Işık, “Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Tasarımının değerlendirilmesi”
-Bir itirazım da “çalıştay” kavramına olacaktı ama benim algımla, geçen yılki ve bu yılki kurultaylarda yer alan “çalıştay”ların işlevlerinin farklılığını Prof.Dr.Yeşim Aksan’ın bir değerlendirmesinde anladım ve sustum. Ben, “çalıştay” dendiğinde, kendimin de etkin bir katılımcı olduğu bir atölye çalışması yahut bir sürecin etkin bir parçası olma durumunu anlıyorum. Bu anlayışla katıldığım tüm çalıştaylarda, sadece sunum yapıldığını görünce şaşırmıştım. Anladım ki, hayır, bu kurultayda çalışma yapılmıyor, çalışma sonuçları sunuluyor ve tartışmaya açılıyor. İki “çalıştay” ve dolayısıyla sonuçları ilgimi çekti: İlki, Mersin Üniversitesi’nin çalışmalarını yürüttüğü İlköğretim Türkçe Ders Kitaplarındaki Söz Varlığının Derlem Dilbilim Açısından İncelenmesi (Yeşim Aksan, Ümit Mersinli, Yılmaz Yaldır,Seda Öz,İpek Yıldız,Özlem Kurtoğlu,Aygül Uçar); ikincisi, Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü Tasarımının Değerlendirilmesi (TÜBA-Türkiye Bilimler Akademisi’nin yürüttüğü bir çalışma. İclal Ergenç, Sedat Sever ve Sedat Işık paylaştı.)
(Biz Türkçeyi Hissediyorum projesini hazırlarken, hem Türkçe hem “proje” diye kendi kendime dert edinmiştim. TÜBA’nın “proje” yerine “tasarım” sözcüğünü kullandığını gördüm.)
-Bildiri hazırlayanlar arasında, iki öğrencimin adı vardı. Nigâr’ın çok heyecanlı olduğunu söylemesine karşın sunum biçimini sevdim. Söz aldığımda da dediğim gibi: “Ben Nigâr’ın ne anlattığından çok nasıl anlattığına baktım ve gurur duydum.” Diğer öğrencimin sunumu,ortak bir çalışmaydı ve bize asistan geldiğinde de akademik ufkuyla hep beğendiğim arkadaşı ile gencecik bir akademisyen adayı sundu.
-Bizim zümreden iki arkadaşın ortak bildirisi de çok beğenildi (Pınar Ekinci-Serdar Akgüç). Hoşuma gitti; çünkü, o bildirinin ve sunulan görsellerin arkasında dört yıllık bir zümre emeği vardı. Sunumlar da iyi olunca emekler boşa gitmemiş oldu.
-Birden çok söz alıp görüş belirttiğim ender geniş katılımlı ortamlardan biriydi. Sadece birini yazayım, kulağımı çokça tırmaladığı için: Bir konuşmacı, o kadar çok ve yanlış biçimde, “Türkçeyi öğrenmeye maruz bırakmak yahut maruz kalmak” ifadesini kullandı ki dayanamadım. Sunumu hoştu, teşekkür edip, o hatayı vurgulayıp, “Amerika’dan gelen yabancı öğrencilerden biri ‘maruz kalmak’ deyimini kullanırsa, kesinlikle sizin öğrenciniz olduğuna hükmedeceğim.” dedim. (Blog yazıyormuş, bu da ayrıca ilgimi çeken bir ayrıntıydı, bakacağım..)
-Geçen yılki Kurultay’ın genel akışına yönelik şu notlarımsa burası için de geçerlidir ve elbette durduğum noktaya göredir.
Kapanış oturumu (Oturum Başkanı: Prof.Dr.Zeynel Kıran)
-Kapanış oturumunda kesinleşen bilgilere göre;
a) Bir kez daha bilginin yayınlanacağı adreste internet ile kitap arasında tercih yapma durumu… Eğilim: İnternette yayınlansa da kitap olarak ele almak, kitaba dokunmak başka bir şey… Genç akademisyenlerin çalışmalarının akademik yükseltmelerde değerlendirilebilmesi açısından da kitap daha önemli… (Bildirilerin internet ortamında yayınlanması önerisi Doğan Hoca’ya aitti. DEDAM, e-dil adını verdiği bir dergiyi yayınlamaya hazırlanıyordu ve istenirse, bildiriler özel sayı niteliğinde burada yayınlanabilirdi.)
b) “İki yılda bir mi yapılsa acaba?”… Eğilim: Kurultayın yapısının tam oturması ve kazandığı ivmeyi koruyarak artırması açısından “yılda bir” daha iyidir.
c)Dördüncü kurultay Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü tarafından düzenlenecek. Fakülte dekanının, edebiyat eğitimine dönük bir önerisini de iletildi.
(Notlar bu kadar… Yaz yaz bitmiyor… Okulum benden rapor isterse, resmî dile dönüştürüp sunabilecek kadar yazdım galiba… Bir de sunum içeriklerine ilişkin ayrıntılı notlarım var ama sunumlar zaten kitap olarak yayınlanacağı, bildiri özetleri de kitap olarak yayınlandığı için burada yinelemek gereksiz olacaktı…)
Belki başka notlar da düşmek üzere şimdilik bu kadar yetsin…
Ek: Prof.Dr.Doğan Günay’dan bir teşekkür maili aldım bu yazı için. Mutlu oldum. Bir öğrencisi kendisini haberdar etmiş. Doğan Hoca, bir çalıştayı daha hatırlatmış bana. Neyi kaçırdım diye programa baktım. Aslı Altan ve Seher Gökçe Peters imzalı, “Avrupa Birliği Kurumları’nda Türkçe Öğretimi” konulu çalıştayı izleyememişim; ama mazeretim var: Bizim okulun sunumuyla çakışıyormuş :)
Bir de kapanış sunumunda Doğan Hoca’nın özel bir gündem maddesi gibi bilgi verdiği ve önemsediği bir konu vardı: Yurt dışında Türkçe öğretenlerin tanışmalarına ve çalışmaları hakkında bilgi alış verişlerine ortam hazırlayabilirdi bu kurultaylar. Muhtemelen buna dikkat çekmek üzere, Amerika Türk Dilleri Öğretmenleri Derneği’nin çalışmalarını bir poster sunusuyla aktaran Erika.H.Gilson, kapanış oturumunun konuşmacıları arasına alınmıştı. Gilson, çalışmaları hakkında orada da bazı bilgiler sundu.
Doğan Hocam, tekrar teşekkürler… Sizleri hiç tanımasam da emeğinizi, duygunuzu, “tamamdır” coşkunuzu elbette hissedebilenlerdenim.




Temmuz 15th, 2010 at 14:55
Sayin Elif hanim. Sizde kurultayin ikinci gunu 75 yil salonundan fotoraflar varsa, bize gondermenizi rica ederim. Onceden teshekkurler.
Temmuz 15th, 2010 at 22:47
Merhaba Gönül Hanım,
Bakalım beni hatırlayabilecek misiniz? Siz, anneniz ve Kırım’dan gelen konukla birlikte bir sabah kahvaltısı yaptık ve Rusya’daki dilbilim çalışmaları üzerine sizlerden ilgimizi çeken bilgiler öğrendik. Bizden Pınar Hoca’nın da bir sunumu vardı; dinlemiş ve çok beğenmiştiniz:)
Bende çok fotoğraf yok Gönül Hanım. Olanları da cep telefonumla çekmiştim. Yine de isterseniz, olanları Flickr’a yüklerim, oradan indirebilirsiniz.
(Not:Kurultay’da “Dil Eğitiminde Zamirlerin Psikolingvistik İçeriği” konulu bir bildirisini dinlediğimiz Gönül Habibova, Azerbaycan Millî Bilimler akademisi, Dil Araştırmaları Enstitüsü’nde görevli bir akademisyen.)
Ağustos 10th, 2010 at 23:56
sevgili hayriye hocam
dedamla ilgili yorumlarınızda bana da yer vermişsiniz çok mutlu oldum.
izlenimleriniz kurultayı olduğu gibi zihnimde canlandırdı düşüncelerinizi naçizane dstekliyorum
Ağustos 11th, 2010 at 09:18
Şimdi de duygum, düşüncem orada ve yazıda söylediğim gibi :)
Eylül 3rd, 2010 at 15:46
Harika bir özet ve bilgilendirme olmuş. Çok teşekkür ederim.