Haz 29 2010

iki veda için bir başlangıç öyküsü…

Liseye birlikte başladık; hayatımızda bir dönemi birlikte tamamladık… O, bir “anadolu lisesi”nde lise öğrenciliğiyle tanıştı, ben bir “kolej” ortamında lise öğretmenliğinin nasıl bir şey olduğunu öğrendim… O, dört yılın sonunda, güzel bir yaz gününde, bu akşam, okulunun bahçesinde, arkadaşlarının arasında “temsilî” diplomasını aldı ve aslında şimdi hayata “merhaba” dedi. Bense, dört yılın sonunda, okulumda yeni bir döneme “merhaba” dedim.

Dün akşam bir veda yemeği vardı. Dört yıl önce, mülâkatta tanıştığım ve koridorda ya da makamında ya da yemekhanede gözlerinde sadece anlayış gördüğüm genel müdür için verilen bir veda yemeği…

Bazı yöneticiler otoriteyi sertlikle sağlar; üslupları serttir, tavırları serttir, çekinirsiniz… Çekindikçe hata yapmaktan korkarsınız… Korktukça eliniz ayağınız dolanır ve sahiden hiç yapmayacağınız hataları yaparsınız…

Bazı yöneticiler, anlayış ve tutarlılıkla gelen bir otoriteyi temsil eder: Tutarlılık, çizgideki kalıcılığa işaret ettiği için bilirsiniz ki olmaması gereken şeyde direnmenin âlemi yok, bu böyledir ve kendiliğinizden işleyişin gereğine uyarsınız. Anlayışla gelen otorite gerçi biraz da anlaması olanlaradır (kabul anlayışı kıt olanlarla uğraşmayı göze almak gerekebilir)… Anlayış, sağduyuyla ve tutarlılıkla birleştiğinde kalıcı bir etki alanı oluşturur. Karşı tarafın sizi dinlediğini bilirsiniz; anladığından emin olursunuz ve bir şey istediğiniz gibi gerçekleşmeyecekse, bunun gerçekleşmemesi gerektiğine kani olursunuz… Yumuşak geçişler, içinizi de yumuşatır; kırılmazsınız… “Hiçbir şey” değilseniz bile “bir şey” olduğunuzu hissettiren insanlar bunu çok iyi başarır (yine kabul, bunu hiçbir şekilde anlamayacaklara söylenecek söz yok ya da başka sözler var).

Hakkı Hoca, bu son yazdığım yönetici grubunda tanıdığım ve katında kendimi hep değerli hissettiğim bir yönetici olarak dün okulumuza veda etti. İçimden geçen tüm güzel sözcükler bana kalsın şimdi… Teşekkürler hocam, sevginiz ve saygınız ve güveniniz için… Biliyor musunuz ki bu üç kavram aslında sorumlulukların en ağırı, verdiğiniz görevin sorumluluğunun yanında… Çünkü, görev liyakatla ilgili bir kavram; saydığım değerlerse insanla ilgili…

Bu arada, bizlere dair hep güzel şeyler duyma konusunda sözüm söz:)

Başlangıç öyküsünü ayrıntısıyla ve keyifle anlatmak isterdim ama okulu bağlayan beni de bağlar diye kestirmeden bir tabloyla yazıp geçeyim: Bir iş görüşmesinde karşınızdaki kişinin yahut kişilerin gözlerinde okuduklarınız iyi bir kopyadır, referanstır, “iyi gidiyorsun, devam et”tir, “sen de kendini bir şey mi sanıyorsun”dur vs. vs. Moral depolarsınız yahut omuzlarınızı düşürüverirsiniz…

Hakkı Hoca benim tam karşımdaydı, kendisini ilk kez görüyordum; genel müdür olduğuna dair bir bilgiye sahip değildim  ve çokça soru yönelttiği için müdür olduğuna hükmetmiştim. Örnek dersin bir aşamasında, durdurup, biraz da sohbet etmeyi önerdi. “Sohbet etme”, baştan yumuşak geçişi sağlayan büyülü bir sözcüktür. Sorgulanıyorsunuz ama öyle değilmiş gibi… O “sohbet”te, insan ilişkilerine ve iletişim dilime dair bir sorusunu ve verdiğim yanıtı hiç unutmuyorum. Soru kalsın, yanıtı yazayım: “İnsanların benimle kavga etmesi çok zor.”

Sükûnet, hiç sevmediğim moda tabirle “eziklik” gibi algılansa da başlarda, süreç içinde ilkeleriniz ve tutarlılığınızla birleştiğinde müthiş bir güce dönüşür. Tabii, böyle demedim o anda; ama böyle olduğundan çok emin olarak o tümceyi kurdum. Arkasında on yıllık bir yöneticilik deneyiminden gelen yaşanmışlık vardı çünkü… Neyse… Böyle işte…


2 Yorum “iki veda için bir başlangıç öyküsü…”

  • Gül A. Çamurdan dedi:

    Hocam, yine duygularıma tercüman oldunuz, ne güzel anlatmışsınız Hakkı Hoca’yı. Ben de aynı sizin gibi hissederdim bana her hitap edişinde, “İyi gidiyorsun, devam et.”

  • Nurcan Örtügen Gök dedi:

    “Sükûnet, hiç sevmediğim moda tabirle “eziklik” gibi algılansa da başlarda, süreç içinde ilkeleriniz ve tutarlılığınızla birleştiğinde müthiş bir güce dönüşür.” Dün akşam çocukluğumun hayran kaldığım filmlerinden birini izledim. Karate Çocuk-2 Bay Miaygi şöyle diyordu. “Tutkularını asla prensiplerinin önünde tutma, kazansan da kaybedersin” Sükûnet de prensiplerin arasında, belki de ondan susuyorum ben de bir kısım şeylere… Neyse öyle işte :)

Yorum