hocaefendi’nin sandukası (emre kongar)
Öğrenciler İhsan Doğramacı’nın öldüğünü söylediklerinde, “Bilkent’in kurucusuymuş.” dediler. Ben İhsan Doğramacı adını duyduğumda, YÖK’ün kurucusuydu. Ne çok tepki vardı etrafında…
YÖK’le birlikte, değişik nedenlerle üniversiteden ayrılan ya da uzaklaştırılan öğretim üyeleri arasında Emre Kongar da vardı. Kongar, Doğramacı’ya karşı tepkisini yazıları dışında, ironik bir romanla da ortaya koyunca, epey yankı uyandırmıştı.“Gerçeklerle ilgisi yoktur.” mealindeki iç kapak bilgisi inkar etse(!) de…
“Bu satırlardan itibaren karşılacağınız tek ve biricik gerçek, romanın kendi gerçeğidir. Romandaki bütün isim, cisim, kişi ve olaylar, (hatta bu satırlar bile) uydurmadır.”
Kitap kahramanlarından birinin adı Giftos Karpentiye idi ve bu İhsan Doğramacı’nın adına karşılık geliyordu. Ama tabii, anlatılan o değildi:)
Hocaefendi’nin Sandukası (1989) adını taşıyan roman, yayınlandığı dönemde iyice popülerleşen postmodern çizgide yazılmıştı. Polisiye, farklı yazı-çizi ögelerinin montajı, bulunmuş yazma, gerçekle-kurgunun iç içeliği gibi birçok ayrıntıyla biçimlendirilmiş bir kitaptı. Arka kapak tanıtımı da bu anlayışa uygun bir çağrıydı aslında:
“Cinayet, aşk, serüven, esrar. İslâm, Egzistansiyalizm, diyalektik. Medrese öğrencilerinin kurduğu gizli örgüt. İşkence ve entrika. Rakamların sırrı. Bütün bunlar, ünlü bilim adamı Emre Kongar’ın tarihsel roman biçiminde kaleme aldığı toplumsal eleştiri alegorisinin ögeleri…”
Güya, 1968 yılında bir gün, E.K.’nın yolu, Arslan Kaynardağ’ın ünlü Elif Kitabevi’ne (İstanbul’a bir gidişimde, taşrada ününü çok duyduğum için Sahaflar’da merakla gidip gördüğüm kitapçı dükkanı…) düşer. Aslan Bey, onu Umberto Echo ve Orhan Pamuk’la tanıştırır… Güya, o gün onlar, burada buldukları iki el yazmasından hareketle roman yazmışlar ve Gülün Adı ile Sessiz Ev böyle ortaya çıkmış… Güya, o gün, E.K.’nın eline de bir yazma geçmiş.. Çünkü bir gece önce, birileri, Elif Kitabevi’nin önüne bir kutu bırakmış; içinde bir dolu yazma varmış :) Güya, o zamanlar 16 yaşında olan Pamuk, E.K.’ya medrese öğrencilerinden söz eden bir yazma göstermiş ve ilgisini çekebileceğini söylemiş…
Yazma, Fatih Sultan Mehmet dönemindeki gizli bir öğrenci örgütlenmesinden söz ediyormuş…
Ve olaylar başlar… Kongar’ın yerden yere vurduğu bir Doğramacı portresi, olayların akışında yerini alır.
Yıllar önce okuduğum bir romandı. Ekranda, Doğramacı’nın ölümüne ilişkin bir haberi dinlerken hatırladıklarımdır.




Mart 7th, 2010 at 11:13
Kesinlikle Okuyacağım.