Eki 27 2009

sınıfın rengi, kokusu…

Tekniği çok iyi bilmek, hatta webmaster’ların diliyle, öğretmenliğin SEO uygulamalarını ustaca yerine getirmek başka bir şey; öğrettiğiniz her neyse, onun ruhunu sınıflara taşıyabilmek bambaşka bir şey…

Bir arkadaşımız, Oktay Akbal’ın aşağıdaki tümcelerini, edebiyat öğretiminde metinleri hissettirmenin, metinlerin kuru bilgisini öğretmekten daha önemli olduğunu vurgulamak için örneklemişti. Sevdiğim için sakladığım bu satırlar, şimdi, benim kalbimden geçenlere karşılık gelsin:

“Bir gün evlerde reçel pişirmenin hem yorucu, hem de masraflı bir iş olduğunu, fabrikalarda seri halde yapılan reçellerin çok daha ucuza çıkacağını söyleyen bir iktisatçıya Duhamel şu soruyu sormuştu: “Ya reçelin evin içine yayılan kokusu. Onun hiç önemi yok mu?”

Hayatı yapan şeylerin küçük mutluluklar, sevinçler, acılar olduğunu anlatır dururdu Duhamel. İnsanca uygarlığın gittikçe ortadan silindiğini gördü.Bugün insanoğlunun yararına olmayan bir uygarlık kavramıyla karşı karşıyayız. Ona büsbütün tutsak olmadan önce yapacak şeyler var. Bu uygarlığı eleştirmek, incelemek, anlamını duymak. Kısacası, bütün yeryüzü insanlarının, devlet adamlarının, bilginlerinin,savaşçılarının şu cümledeki anlama kulak vermeleri gerek:“Uygarlık insanoğlunun yüreğindedir, orada değilse, hiçbir yerde değildir.” (Oktay Akbal)


Yorum