Ağu 8 2009

deprem“zade”ler…

Kanuni demiş işte: “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi.” Günün notu niyetine yazabileceğim şeylerin özeti bu olsun… Sonra belki, hastaneden insan manzaraları… Bir arkadaşın dediği türden: “Sanki ritüel… Ellerinde minik kan ya da idrar tüpleriyle, hep aynı yöne koşuşturan insanlar; kanepelerde aynı yüz ifadeleriyle bekleşen hastalar…”

Hastane ortamlarına dair, hatırladığım tek gülümseten anı, böyle bir ağustos gününe, hem de 17 Ağustos’lu günlerden birine ait, belki ertesi gününe… İbni Sina’da üç kişilik renkli bir oda… Üç ameliyatlı hasta: Yaşlı bir edebiyat öğretmeni ve ona bakan sahiden çok ince, çok insan homoseksüel oğul… (Onun, çarşafları katlayışındaki zarafeti unutamam.) Asi duruşlu bir memur genç kız ve ona bakan “ağır” bir abla… Bir de ben; onların rengini baskılayan sessiz tonlardan…  17 Ağustos’la Sakarya sallanırken, Türkiye de sallanmıştı. Yaralıların bir bölümü İbni Sina’ya getirilmişti. Bilgi ağır abladan gelmişti: “Depremzadelerin bir kısmını aşağıya getirmişler.” Depremzede ile depremzade arasındaki farkı herhalde konuşmuşuzdur, şimdi bilemedim ama çokça paylaştığım bir anektod olarak belleğime iyice yerleşti.


Yorum