truman show’un seyircileri
Jim Carry’nin Truman Burbank rolünü üstlendiği Truman Show’la ilgili güzel bir yazı okumuştum; Nazan Bekiroğlu’nun, “Dünya Platosu”… Başka yazılar da, internet yorumları da… Hepsinde, ortak vurgu, bu filmin, televizyon dünyasının kendine özgü sisteminde, getirisi yüksek bir proje mantığı içinde, bir insanı nasıl harcayabildiğinin etkileyici bir örneği olduğuydu.
Gerçek bir insanın, kurgulanmış bir dünyada, kendisini inandırıcı bir biçimde canlandırabilmesi de ancak, kurgunun farkına vardığı ana kadar geçerli olabilecektir. Truman, 30 yaşında her şeyin farkına vardığında, ya başkalarının projesine devam edecek ve oyunu sürdürecekti ya da kendi gerçeğini yaşamayı seçecekti. Bekiroğlu’nun söylediği gibi:“Film aslında koptuğu yerden başlıyor.”
“Shakespeare değil; ama özgür. Bu bir yaşam. Ne senaryo ne suflör. Yapamayacağım, bensiz devam etmeniz gerekecek.”
Geçen gün, bu show’u Show’un gündüz kuşağında görünce nihayet ben de izledim. Okuduğum yazılarda, Truman Show’a kilitlenmiş izleyicilerden bahseden hiç olmamıştı. Onlar bence, en az Truman kadar, show’un önemli parçaları ve en az onun kadar “güleriz ağlanacak halimize” modelleri… Seyreden ve seyreden ve seyreden… Hayat onların dışında akıp giderken, kendilerininkine yoğunlaşacakken başka bir hayata kilitlenip kalan… Küvetteki adam, kanepe yastıkları görünümünde tonton teyzeler, habire bir şeyler atıştıran aile bireyleri, güvenliği sağlamakla görevli iki kafadar… Bir o kadar acımasızlar ama… Truman kendi hayatına sahip çıkıp da televizyon şirketinin oyununu bozunca, proje sona erer ve güvenlik görevlisi, ekranda başka izleyecek bir program olup olmadığına bakar… Çerez niyetine bir hayat projesi bitmiştir; başka bir çerez bulmak hiç de zor olmayacaktır.



