sonbahar

Her daim düşleri peşinde koşan sabırsızlık zamanının güzel çocuklarına…” ithaf edilmiş filmde, o çocuklardan birini A.Onur Saylak oynamış. Senaryoyu Özcan Alper yazmış ve filme çekmiş.

Konu oldukça yalın: Genç bir matematikçi, sol görüşleri dolayısıyla girdiği hapishaneden ve katıldığı açlık grevinden ciğerleri zarar görmüş olarak çıkar. Memleketi Artvin’de annesinin yaşadığı köye gelir. Durgundur; ne annesinin şefkati, ne çocukluk arkadaşı Mikail’in neşesi, ne doğanın görkemi sağaltır içindeki yaraları… Sanki biraz Elka… Ve filmin sonunda, hapishane sonrasında geçen zorlu sonbahar ve kış mevsimine ait görüntülerin içinde bir cenaze ve ona yakılan ağıt…

Çağrışımlarla birbirine eklemlenen geçmiş ve bugün… Bir yürüyüş, bir tomar mektup, televizyonda bir haber ve bir dolu anıyı tetikleyen ayrıntıyla, 10 yıllık cezaevi günlerine açılan bir yaşam… Sosyalizm düşü için yaşamından 10 yıl veren Yusuf’la, SSCB’nin dağılmasından sonra, yaşamına bedenini satmayı da katan Elka’nın yolunun kesiştiği ilk gece hem hüzünlü hem ironikti.

Ayrıntıların özel bir yeri ve anlamı var filmde. Meselâ, ev sıcaklığını veren kuzina, her ötüşünde tedirginlik uyandıran karga ve bazen uzun sessizliklerin ortasına düşen ya da zamanın hızla tükenişini veren saatin tik takları, filmin gizli figüranları gibiydi.

Mekan Karadeniz olunca, görüntü yönetmenine fazla iş düşmemiş olmalı. Tüm filme, kare kare güzelim Karadeniz dokusu sindirilmiş. Pencere ve kapı çerçevelerinden de fotoğraf karesi duygusunu verdirmek üzere bolca yararlanılmış. Empresyonist resim sergisi gezer gibi; puslu, bir parça ıssız, çokça yeşil, çokça yağmurlu … Çok da güzel…

Dört yıl olmuş gitmeyeli. :( Şu yolu tırmanınca şimdi bizim evimiz görünecek… Kuzinada su fokurdayacak, patates közlenecek, etraf yağmurla yıkanacak ve bir Monet tablosunda kaybolunacak…


2 Yorum “sonbahar”

Yorum