güneşi görmek için…
Gecikmeli izlediğim filmlerden biri daha: Güneşi Gördüm. Hakkında çok şey okuyup, izlemeden izlemiş kadar olduğum filmlerdendi; ama izlemek farklı oldu… Kimileri, filmin iletilerini çok sloganvari bulmuştu; kimileri dozunda…

Az konuşmalı bir film… Daha çok görüntüler ve yüzler konuşuyor. Evet, filmin söylemek istedikleri, izleyiciye bırakılmıyor; kim muhatapsa sorunla, o kişi, sorunun adını da koyuyor. Film izlerken değil ağlamak, gözüm bile dolmazken, bu filmde birkaç yerde basbayağı buğulandı…
Erkeklerin filmi bu; kahramanlardan birinin dediği gibi, o coğrafyada “erkek” olmak, üç seçenekli bir yol ayrımı sunuyor onlara: Dağa çıkmak, dağdakini indirmek, korucu olmak… Filmin, “erkek”leri bunlar dışındaki seçeneklerde de var olmaya çalışıyor: Erkek babası olmak… Erkek bedenin içindeki kadın kimliğini açığa çıkarmak… O “kadınımsı” kardeşin, kızlara bıyık buran maço ağabeyi olmak… Mayında yitirilmiş bacakla, erkek dünyasının dışında bir yerlerde hayata tutunmak… Biri dağda, diğeri askerde iki oğulun babası olmak ve eşit mesafeyi korumak…
Kadın olmak: Ard arda doğan kızları bir “erkek” çocukla tamamlamak zorunda olmak… Kuma kaygısı yaşamak… Çocuk Esirgeme Yurdu’nda “anne” olmak… Biri dağda, diğeri askerde iki oğulun annesi olmak ve eşit mesafeyi korumak…
İnsan olmak…
Filmin düşünce boyutuyla ilgili herkes yazdı… Fazladan bir düşüncem yok. Başlığıyla ilgili anektod için sadece bir gönderme: Zor koşullarda görev yapan bir öğretmenin blogundan yola çıkıp yazdığım kendi blog notumda kardelen çiçeğini kullanmıştım. Güneşi Gördüm filminde de aynı çiçek/kardelen/berfîn her şeye rağmen, zorlu koşullara yenilmeyip kar üstünde açan, açıp güneşi gören yanıyla filmin iletisini taşıyan bir işlev yüklenmiş.
Dahası Güneşi Gördüm sitesinde…
Şubat 4th, 2010 at 19:11
çocuğunun ölüm haberini alan baba denizden çıkmış balık ağlarının oraya yığılır ve tıpkı o balıklar gibi nefessiz vatansız kimsesiz çırpınmaya başlar…en başarılı bulduğum sahneydi