bir blog, bir ögretmen, bir not…

Ankara ve İstanbul’dan bakılınca, son dört yıl dışında, tüm çalışma hayatım “taşra”da geçmiş. Okuttuğum öğrencilerin/öğretmen adaylarının genel profili de haliyle “taşra”lı… Anadolu’nun profilini de, Anadolu’da “çalıkuşu olma”nın ne olduğunu da bilecek kadar birkaç şehir deneyimim var. Belki o nedenle, anlattığı zorluğun yüzde birini yaşamadım; ama cesetizleri’ni yazan Türkçe öğretmeninin, eşikteki öfkesini dizginlemeye bile gerek duymayan, iç burkan öyküsünü dikkatle okudum. Hangi fakültede okuduğunu merak ettim. Yorum yazdım ve kendi bloguma döndüm.

Kardelen

Yazıyı, Müge Çerman’ın “feed”inde gördüm. Sabah, “Ne yapıyorsunuz?” sorusuna verilen yanıtlarda, tuzu kuru pazar keyfi “feed”lerini okumuştum. Ben de ekleseydim, “öğretmenlik halleri” diyecektim ve kendimi kandırabilirsem dershane çıkışında kızımı alıp, Avatar’ı merak edip sinemaya gitmek isteyeceğimi…

Çok canım yanmadıkça mızıklanma huyum yoktur… Ama işte, cesetizleri’ne bıraktığım yorumda demeye çalıştığım gibi, o öğretmenin gündemini okuyunca, zaten kendi şikayet gündemimizin pek bir anlamı kalmadığı da açık -ki çoğu kez nefessiz bırakan iş yoğunluğumuza rağmen- …. Yine de iyi ki buraya yorgunluktan öte bir şikayet yazmıyorum; sahiden lükse girerdi. Bildik insan hikayelerinden öte bir anlam da taşımazdı üstelik…

Cesetizleri’ni yazan öğretmeni tanımıyorum; ama şunu rahatlıkla söyleyebilirim. O çocuklar, özellikle o çocuklar için yapılan öğretmenlik, gerçekten öğretmenliktir. Onların gerçekten bir öğretmene ihtiyacı var çünkü…

“Hayatın öğrettikleri” kontenjanından düşülmüş bir nottur…

(Kardelen foto)

Blog Widget by LinkWithin

Yorum