May 24 2015

“here I am”

Önceki yaz FX’in tanıtım müziğiydi. Sözleri de müziği de hoşuma gittiği için sürekli dinlerdim. İçinde bir cümle:

“Ruhunu kaybetmemek için öyle yapman gerekir.”

Öyle yaptım.


May 12 2015

If I were able to live my life again…

Ben bu şiirin anlattığı pişmanlığı yaşamayacağım…

ANLAR

Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya,
İkincisinde, daha çok hata yapardım.
Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım.
Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar,
Çok az şeyi  ciddiyetle yapardım.
Temizlik sorun bile olmazdı asla.
Daha çok riske girerdim.
Seyahat ederdim daha fazla.
Daha çok güneş doğuşu izler,
Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim.
Görmediğim bir çok yere giderdim.
Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye.
Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine.
Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu.
Farkında mısınız bilmem.
Yaşam budur zaten.
Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın.
Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan,
Gitmeyen insanlardandım ben.
Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım.
Eğer yeniden başlayabilseydim,
İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım.
Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla.
Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır,
Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer.
Ama işte 85’indeyim ve biliyorum…
ÖLÜYORUM…

Borges


May 6 2015

onur caymaz…emrah serbes…öykücü…

 

Önce uzun uzun notlar almayı bıraktım, sonra neredeyse yazmayı… Başka gündemlerde hayatı es geçer olmak… Halbuki gündelik telaşların arasına iki hafta arayla iki yazar girdi.

20150417_150022_resized

İki hafta önce, Onur Caymaz, çocuklarımızla söyleşmişti. Söylediği bir cümle benim için yalın ama çarpıcı bir gerçekliğin ifadesi şeklinde iyi bir uyarıdır:

“Okumadığımız her kitap bizim için yenidir.”

Epeyce yeni kitap sırasını bekler demektir!

Söyleşi çok güzeldi. “Allah Allah ne söylüyor ki şimdi?” diye düşündüğüm sonra inceden dalga geçtiğini fark ettiğim absürd bir şarkının sözleriyle açtığı konuşmasını bizim ufaklıklara “İyi Bir Okur Nasıl Olunur?” düzleminde ilerletmişti. Not alamadığıma hayıflandım şimdi:(

(Meraklısına Caymaz’ın kişisel sitesinden bir yazıyı önerebilirim: “Okumak Hiçbir İşe Yaramaz!”

Ben okul duyurusunu yaparken bu sayfadan şu satırları almıştım:

“Okumayı boş zaman geçirme ‘şeysi’ olarak cv’sine işleyenler? Boş zamanlarımda boş dururum.(…) Okumak, diyor Octavio Paz, insanın kendine giden yollar bulmasıdır. Okumak her zaman koca dünyada, bilinebilecek milyarlarca şeyin ortasında yapayalnız olduğunu, aslında hiçbir şey bilmediğini anımsatır insana. Memleketin bunca özgüveni yüksek, koç tosunlarının varlığının sırrı da buradadır. Bildikleri iki yüz kelime, edindikleri beş deneyimle dünya bilgesi olmuşlardır. Okuyan sessizdir. Türkiye o yüzden gürültülü bir ortaokula benzer.”)

Bugünse Emrah Serbes’in imza günü vardı. İmzanın adresi sanıyorum bizim zümrede her arkadaş için çok özeldir. Öğrencilerimizin okuyacağı birçok kitabı –ki benim kişisel olarak  karşı olduğum ve kıymetinin muhataplarınca ne kadar bilindiği konusunda kuşku duyduğum- gerçek bir özveriyle, okulumuza, ve dahi öğrencilerimizin ayağına getiren Öykücü Kitabevi’nde düzenlendi imza günü. Emrah Serbes, kitabevinin sahibi “Hüseyin Abi”ye son dönemde bağımsız kitabevlerine gitmeyi özellikle tercih ettiğini ve bugünkü imza gününden de çok memnun ayrıldığını belirtti. Biz gittiğimizde 5 saat öncesinden başlamış imza kuyruğu daha devam ediyordu.

(Onun Deliduman’ı ile Hakan Bıçakcı’nın Doğa Tarihi’ni bu yıl edebiyatın hayatla bağını kurarken ders malzemesi olarak kullanmıştım. “Sahi mi?” dedi. Sahi…)

IMG-20150506-WA0007

Yukarıdaki fotoğrafta bu küçük nota vesile olan herkes var. İmza gününün yapıldğı ODTÜ’nün çarşısındaki Öykücü kitabevinin sahibi Hüseyin Bey, yazar Emrah Serbes, bu güne aracılık eden Deniz ve Kaan hocalar ile Onur Caymaz’ı öğrencilerimizle buluşturan Nazan Hoca. Ben de keyif kontenjanından kadroya dahil oldum diyelim.


Nis 15 2015

ot kafe’de “hayata mola”

 

Sevgili Buket Hocam,

9 yıldır sizle aynı koridorları paylaşıyoruz. 9 yıldır benim bu okula ait “top 5”imin gediklisisiniz ve fakat ne iştir ki 9 yılda sizle özel sohbet edesimiz gelip de birbirimizi arayıp buluştuğumuz hiç olmamıştır. Ne iştir ki birbirimizle yolumuz kesiştiğinde de muhabbetin en tatlısından, az buçuk en derininden, çokça da entellektüel inceliklerden geçip giden zaman paylaşımlarını da asla kaçırmamışızdır, sizin ifadenizle “hayata mola” verişlerimizi. :)

İstatistiksel “en”ler açısından bakar isem: En yoğunu, bir “kış semineri”nin tüm öğle aralarını beraber geçirdiğimiz soğuk Ankara günleri; en şiirseli, başka bir “kış semineri”nin Akdeniz’e sıfır salaş bir balıkçı kahvesinde geçen akşam üstü; en “komik” ve dahi “sanatsal” olanı Bahçeli’deki OT’ta kaynattığımız bu akşam üstü…

20150415_165136_resized

Daha bugün derste geçmişti Ögdilmiş’den bahsederken, “ök”ün bir anlamının “akıl” olduğu… Ot’un geleneğinden kahve fincanına düşen “öküz”ün de bir geçmişi var elbet! Dedim değil mi Buket Hocam, ben “mizahî anlatım” konusuna mizah ve zeka arasındaki ilişkiyi yoklayan bir soruyla başlarım. Gördüm de aklıma geldi.:)

 

devam


Nis 13 2015

3 gün..3 yazar…

1.Cuma akşam üstü…

İdareye ünlü bir konuk geldi. Başka bir nedenle oradaydım, konuk nedeniyle kalmaya devam ettim. Gelen, Nazlı Eray’dı. Bana Halfeti’nin Siyah Gülü’nü imzaladı. Halfeti, geçmişe dair başka bir ayrıntıyla birleşti. Okul müdürümüz kendisine gelen Halfeti görsellerinden oluşan bir sunumu  yönlendirmiş ve maile bir not yazmıştı:

“Neden bilmiyorum ama izlerken sizi anımsattı, görmenizi istedim… Sevgiler.”

Bunu daha önce başka bir vesileyle düştüğüm blog notunda paylaşmıştım. Başlığa bir şeyler saklayarak… Hasankeyf’de Saklı Sessizlik, Derinlik ve Hüzün

Tevafuk…

Nazlı Eray’ın defterime düştüğü ve okumamı önerdiği bir kitaba dair el izleri.

NazlıEray

2.Cumartesi sabah…

Okulumuzun ev sahipliğini üstlendiği OLUF 2015’in (ODTÜ Lisesi Ulusal Forumu)açılış konuşmacısı Zülfü Livaneli. Ona “Zülfü Livaneli” kimliğini kazandıran şarkılarını İstanbul’da dinleyip tanıdığım ve o zamanlardan bildiğim entellektüel siyasi şapkasıyla karşımızdaydı. Elbette temkinli hatta yer yer özeleştiri içeren bir dille… Lisede daha doğrusu okulda konuşmak durumunda olmak böyle bir şey…:)

Livaneli’yi daha önce ağırlamıştık. Güzel sözlerle hatırlattı. O zamanki şapkasının rengi edebiyattı. Zülfü Livaneli ile Bir Gün.

Zülfü Livaneli

Cumartesi söyleşisinden birkaç not düşmüşüm. Biri bedene yansıyan emeğin görülmesine ve insanların bu konuda hadlerini bilmesine karşılık beyine harcanan emeğin görülmemesinden kaynaklanan hadsizliğe gönderme idi. Naim Süleymanoğlu’nun adalelerine karşı haddini bilen ve yarışa kalkmayacak olan kişi, beyne harcanmış emekle oluşan “beyin adaleleri”ni göremediği için gereksiz konuşabiliyor ve mesela Livaneli’nin ifadesiyle “Olabilir, o senin görüşün, bu da benim görüşüm!” diyebiliyor! Doğru bulduğum yalın bir tespit de değişen Türkiye yüzünün sosyolojik özetini Şaban’dan Recep İvedik’e bağladığı kısa analizi idi.

3.Pazartesi öğle üstü…

Melek Özlem Sezer, Hazırlık öğrencilerimizle söyleşti. İki ders saati süren söyleşinin bir saatinde, onun radyoculuğundan da gelen bir incelikle sesinin neredeyse tüm tonlarını kullanarak anlattığı masalları ve masallar üzerinden vurguladığı ayrıntıları keyifle dinledim. Sonrasında bana kalan yanıyla, birikimimi yazmam gerektiğini belirttiği bir söyleşi ortamının hoşluğu…“Tembellik yapmayın dedi Melek Özlem Hanım, yazın.” Diyemedim ki tembellik kim ben kim de öyle işte…

Melek Özlem Sezer’i 8.Edebiyat Günü’nde ağırlamıştık (2012). Kırmızılı güzel yüzlü, güzel sesli masal gibi bir masal anlatıcısı ve şair… muzafferizgu


Nis 5 2015

bahar ve kar…

Tam da; “Bu kez biraz uzun sürdü bu keder İçime ağır bir taş gibi takılıp kaldı” (Ahmet Erhan) şeklinde akıp giderken hayat… Şöyle bir şey oldu, her şey “kibritçi kız”ın kibritindeki alevde bir güzel “masal” duygusu yarattı. Yaşattı…

IMG_0869

Sabah alacasında, evin bahçesinde kar… Bu arada, 18 yıl olmuş demek! Nisan’da en son kar gördüğümde -ki dünküyle kıyaslanmayacak kadar yoğundu- babamın ameliyatı için Ankara’ya geldiğimde Türkeş’in de cenaze töreni vardı. Haberler zamanı böyle hatırlatmış oldu.

devam