Oca 28 2012

kış günlügü (paul auster)

Hayatının “kış” mevsimindeki yazar Paul Auster, 64 yaşından geçmiş zamana bakar; hayatının diğer mevsimlerinden devşirdiği anılarına döner ve Kış Günlüğü böyle ortaya çıkar.

Bir anı kitabıdır ama alışıldık biçimde birinci kişi ağzından anlatılmaz. Auster, kamerasının ışığını, zamanın derinliklerinde kronolojik olarak sıralamadığı, anlara çevirir ve kendi kendisiyle konuşur gibi anlatır. Tüm kitap boyunca, kendisine dışarıdan bakan bir anlatım dilini yeğlemiştir:

devam


Oca 26 2012

abant günlüğü-3

Bu da 2005 yılına eklenen bir kayıt olsun:

Yarıyıl Semineri’nde açılış konuşmacımız, ünlü bir “STK” gönüllüsü ve kurucusu olan İbrahim Betil’di. Seminer ve sempozyumların belirlenen temasına, dolayısıyla ruhuna uygun açışı yapmak üzere davet edilen tüm konuklar gibi İbrahim Betil de farklıydı, açılımlarında özgürdü,  önerileri netti: Benim genellemem, “İş dünyasının son nesil yenilikçi, yaratıcı değerlerini eğitime uyarlayarak bize aktardı.” biçiminde olsun.

İbrahim Betil, ODTÜ GVO Yarıyıl Semineri’nde (23 Ocak 2012,Abant)

devam


Oca 26 2012

abant günlüğü-2

2008’in ilk ayına eklenen bir yanı eğitime bir yanı kendime dönük bir kayıt:

O yıl, Hotmail hesabımın bir olanağından yararlanıp geçen yıl iptal edilen ve bir tür blog niteliği de taşıyan “Alan”ına notlar düşmeye başlamışım. Derken alan adı alarak bağımsız bir bloga dönüştürmüşüm… Yıllar çabucak geçmiş, bugün Elifin Günlüğü dört yıllık bir birikim oluşturmuş.(Otelde internet hizmeti ücretsiz ve şifresizdi ama ben hiç nasiplenemedim niyeyse! Doğum günü yazısı şimdilik gecikmiş ve böyle bir bilgi notu olarak kalsın artık!)

İlk zamanlarda yazdıklarım sahiden “notlar” düzeyinde, bir tür derkenar… Aynı yıl, “yarıyıl semineri” konuklarımız” şair Akgün Akova ve Ankara Üniversitesi Eğitim Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Prof.Dr.İnayet Aydın olmuş. İnayet Hanım’a dair düştüğüm not da kısacık:“İyi ki Hayatıma Dokunmuş.”  devam


Oca 25 2012

abant günlüğü-1

Yarıyıl Semineri için Abant’ta dört gün… Birinci gün, bilindik birkaç hayat dersinin hakkını teslim etmekle geçti:

1.Sen plan yaparken kader kenarda kıs kıs güler.

Plan: Abant’ta seminer saatleri dışındaki uygun tüm boşlukları dışarıda göl kıyısında yürüyüş yaparak geçirmek.

Akşamüstü Büyük Abant Oteli civarında gün batımı 

devam


Oca 17 2012

soğuk bir berlin gecesi

Kendisiyle yüzleşmek yerine, dışındaki herkesle ve her şeyle hesaplaşmayı seçen, suçlamanın kolaycılığında hem kendini hem çevresindekileri tüketen bir adam… Sevgisiyle öldürmeyi başardığı(!) bir kadın… Oyunun önemli bir figürü olan oyuncak tavşancık (Benim olsun istedim.)

Temelde kıskançlığın, tutkulu, hastalıklı, takıntılı bir aşkın öldürücülüğüne odaklı olsa da bir başka ülkede kendini yabancı hissetmek veya madalyonun diğer yüzüne yazılı yabancı düşmanlığı gibi kavramlara da sıkça göndermeleri olan bir oyun izledim: Soğuk Bir Berlin Gecesi (Barış Eren). devam


Oca 16 2012

kafka’nın bebeği

Bir kitabı almaya yeterli sayılabilecek büyülü sözcüklerden biri benim için pekâlâ “Kafka” olabilir. Üniversiteli yaşlarımın vazgeçilmezlerindendi. Dost’ta Gerd Schneider imzalı Kafka’nın Bebeği’ni görünce hiç tereddüt etmedim. Almamla bir solukta okumam arasında geçen zaman da 24 saati bulmadı. devam


Oca 15 2012

güne not…

1.

Öylesine beynime düşüverenler… Aynı günde iki ölüm, iki kimlik… Alt okumalar yapılsa, övgülerin içindeki “insan”a bir yaklaşılsa ve “insanî” olanın insana yaraşır olanından dersler alınsa, aslında ne kadar mânidâr… Rauf Denktaş ve Lefter

2.

Sabah izlediğim “Ömür Dediğin” programından kulağımda kalan tanıdık bir tını:

“Bir gün bahar kışa döner
Kar düşer karın üstüne
Hoyrat girer dost bağına
Gül düşer gülün üstüne”

devam