Nis 15 2015

ot kafe’de “hayata mola”

 

Sevgili Buket Hocam,

9 yıldır sizle aynı koridorları paylaşıyoruz. 9 yıldır benim bu okula ait “top 5”imin gediklisisiniz ve fakat ne iştir ki 9 yılda sizle özel sohbet edesimiz gelip de birbirimizi arayıp buluştuğumuz hiç olmamıştır. Ne iştir ki birbirimizle yolumuz kesiştiğinde de muhabbetin en tatlısından, az buçuk en derininden, çokça da entellektüel inceliklerden geçip giden zaman paylaşımlarını da asla kaçırmamışızdır, sizin ifadenizle “hayata mola” verişlerimizi. :)

İstatistiksel “en”ler açısından bakar isem: En yoğunu, bir “kış semineri”nin tüm öğle aralarını beraber geçirdiğimiz soğuk Ankara günleri; en şiirseli, başka bir “kış semineri”nin Akdeniz’e sıfır salaş bir balıkçı kahvesinde geçen akşam üstü; en “komik” ve dahi “sanatsal” olanı Bahçeli’deki OT’ta kaynattığımız bu akşam üstü…

20150415_165136_resized

Daha bugün derste geçmişti Ögdilmiş’den bahsederken, “ök”ün bir anlamının “akıl” olduğu… Ot’un geleneğinden kahve fincanına düşen “öküz”ün de bir geçmişi var elbet! Dedim değil mi Buket Hocam, ben “mizahî anlatım” konusuna mizah ve zeka arasındaki ilişkiyi yoklayan bir soruyla başlarım. Gördüm de aklıma geldi.:)

 

devam


Nis 13 2015

3 gün..3 yazar…

1.Cuma akşam üstü…

İdareye ünlü bir konuk geldi. Başka bir nedenle oradaydım, konuk nedeniyle kalmaya devam ettim. Gelen, Nazlı Eray’dı. Bana Halfeti’nin Siyah Gülü’nü imzaladı. Halfeti, geçmişe dair başka bir ayrıntıyla birleşti. Okul müdürümüz kendisine gelen Halfeti görsellerinden oluşan bir sunumu  yönlendirmiş ve maile bir not yazmıştı:

“Neden bilmiyorum ama izlerken sizi anımsattı, görmenizi istedim… Sevgiler.”

Bunu daha önce başka bir vesileyle düştüğüm blog notunda paylaşmıştım. Başlığa bir şeyler saklayarak… Hasankeyf’de Saklı Sessizlik, Derinlik ve Hüzün

Tevafuk…

Nazlı Eray’ın defterime düştüğü ve okumamı önerdiği bir kitaba dair el izleri.

NazlıEray

2.Cumartesi sabah…

Okulumuzun ev sahipliğini üstlendiği OLUF 2015’in (ODTÜ Lisesi Ulusal Forumu)açılış konuşmacısı Zülfü Livaneli. Ona “Zülfü Livaneli” kimliğini kazandıran şarkılarını İstanbul’da dinleyip tanıdığım ve o zamanlardan bildiğim entellektüel siyasi şapkasıyla karşımızdaydı. Elbette temkinli hatta yer yer özeleştiri içeren bir dille… Lisede daha doğrusu okulda konuşmak durumunda olmak böyle bir şey…:)

Livaneli’yi daha önce ağırlamıştık. Güzel sözlerle hatırlattı. O zamanki şapkasının rengi edebiyattı. Zülfü Livaneli ile Bir Gün.

Zülfü Livaneli

Cumartesi söyleşisinden birkaç not düşmüşüm. Biri bedene yansıyan emeğin görülmesine ve insanların bu konuda hadlerini bilmesine karşılık beyine harcanan emeğin görülmemesinden kaynaklanan hadsizliğe gönderme idi. Naim Süleymanoğlu’nun adalelerine karşı haddini bilen ve yarışa kalkmayacak olan kişi, beyne harcanmış emekle oluşan “beyin adaleleri”ni göremediği için gereksiz konuşabiliyor ve mesela Livaneli’nin ifadesiyle “Olabilir, o senin görüşün, bu da benim görüşüm!” diyebiliyor! Doğru bulduğum yalın bir tespit de değişen Türkiye yüzünün sosyolojik özetini Şaban’dan Recep İvedik’e bağladığı kısa analizi idi.

3.Pazartesi öğle üstü…

Melek Özlem Sezer, Hazırlık öğrencilerimizle söyleşti. İki ders saati süren söyleşinin bir saatinde, onun radyoculuğundan da gelen bir incelikle sesinin neredeyse tüm tonlarını kullanarak anlattığı masalları ve masallar üzerinden vurguladığı ayrıntıları keyifle dinledim. Sonrasında bana kalan yanıyla, birikimimi yazmam gerektiğini belirttiği bir söyleşi ortamının hoşluğu…“Tembellik yapmayın dedi Melek Özlem Hanım, yazın.” Diyemedim ki tembellik kim ben kim de öyle işte…

Melek Özlem Sezer’i 8.Edebiyat Günü’nde ağırlamıştık (2012). Kırmızılı güzel yüzlü, güzel sesli masal gibi bir masal anlatıcısı ve şair… muzafferizgu


Nis 5 2015

bahar ve kar…

Tam da; “Bu kez biraz uzun sürdü bu keder İçime ağır bir taş gibi takılıp kaldı” (Ahmet Erhan) şeklinde akıp giderken hayat… Şöyle bir şey oldu, her şey “kibritçi kız”ın kibritindeki alevde bir güzel “masal” duygusu yarattı. Yaşattı…

IMG_0869

Sabah alacasında, evin bahçesinde kar… Bu arada, 18 yıl olmuş demek! Nisan’da en son kar gördüğümde -ki dünküyle kıyaslanmayacak kadar yoğundu- babamın ameliyatı için Ankara’ya geldiğimde Türkeş’in de cenaze töreni vardı. Haberler zamanı böyle hatırlatmış oldu.

devam


Oca 30 2015

mersin…seminer…deniz…

Okulumuzun 14.Yarıyıl Semineri için Mersin’deydik. Her zamanki gibi yoğun okul günlerinin hemen ardından geldiği için söylenmelerle yola çıkılan, ortam keyifli geçince de biriktirilmiş güzel anlar ve gülümsemelerle dönülen bir seminer dönemiydi.

20150126_192201

Bilbordlarda seminer duyurusu… Mersin Marina…

devam


Oca 5 2015

rüya…kâbus…vs…

İşin özeti:

Ben kimsenin rüyasını görmek istemiyorum. Kimsenin de bana kendi rüyasını dayatmasını istemiyorum. (Bu cümleyi izin vermiyorum şeklinde tamamlayabilmeyi ne çok isterdim!)

O halde…

Hiçbir öğrenci de benim ya da başkasının gördüğü rüyaya mahkûm olmamalı! Her çocuk kendi rüyasını görebilmeli!


Kas 20 2014

tıklım tıklım yalnızlık

İlkyaz söylediğinde minicikti; ben yeterince büyümüş, anlamış ve kabullenmiş olarak yazmak istedim şimdi: Tıklım tıklım yalnızız! Boğulurcasına hem de, üstelik metafordan çok bir gerçeklik olarak bir “kutu”ya hapsolmuş, depderin, sıpsızı bir tıklım tıkışlık içinde kopkoyu bir yalnızlık!…

(Çalışarak sabahlanmış bir günün eşiğinde tv’de benzeri ifadeyi duyunca…)